Yazı Detayı
09 Mart 2019 - Cumartesi 16:56 Bu yazı 490 kez okundu
 
BAHAR
Bekir Altındal
mail@mail.com
 
 

 

 

BAHAR                                                                                 

                                                                              Bekir ALTINDAL

         Beş harfli iki heceli bu kelimeyi bu günlerde  duyunca yüzümde güller açıyor. Ruhuma yaşama sevinci doluyor. Hele de dışarda adını bilmediği mevsimi müjdeleyen bülbül sesi de bitmez tükenmez bir enerjiyle duygularına eşlik ediyorsa…

             Cemre havaya, suya düştü… Yakında toprağa düşecek, Kış İstanbul’da ağır geçmemiş ise de, adının ağırlığı bile bahar  ile birlikte mutluluğa, tabiatın, hayatın uyanışına dayanamıyor artık…

            Yakında İstanbul’da erguvan, Zile’de çağla zamanı gelecek…

            Bugün İstanbul’da tam bir bahar havası, güneş bütün haşmetiyle “Nerde kalmıştık?” der gibi parlıyor gökyüzünde…

            Bu beş harfli sihirli kelime, bu günlerde beni zaman makinasına bindirip 800 kilometre uzaktaki Zile’ye çocukluğuma götürüyor…

Şimdi Şeyhahmet Tepesi’nde eriyen kar suları küçük küçük dereler oluşturup, Demircilik Deresi’ne oradan da daha gür Bağlıca Çayı’na katılıp gürüldeyerek akıyor. Yünlü’den, Derebaşın’dan gelen dereler durur mu? Dereboğazı’nın dar vadilerinden büyük bir heyecan ve gürültüyle akıp Çaymahalle’den geçerken şırıl şırıl sesiyle ihtişamlı Zile Kalesi’ni selamladıktan sonra, Namlıhisar’dan aldığı kar sularını getiren, Zile içinden geçerken beyaz köpükleriyle çağlayan küçük kardeşi Saraç Çayı  ile Zile’nin güneyinde kavuşuyor. Bağlıca-Karabayramözü-Gezir-İstasyondan gelen sularla karışıp ver elini Yeşilırmak…

Derebogazı, Bağlıca çağlar da Böngüldek, Patırdak durur mu?  Bölgüldediği, patırdadığı yerden itibaren baharla çoğalan suyuyla coşup Arnavut kaldırımına kadar çıkarak Gobuldeliği’nden , eski garajn arkasından özüne kavuşuyor.

            Zile’ye, Zile toprağına hayat veren bu derelerin yanlarındaki bağlarda, tarlalarda, baharla birlikte bir canlılık başlıyor şimdi. O bağda bir dede bıçkı ile devek buduyor. Birkaç amele beş adamlık bağı depiyor. Öbür yan da bir emmi eşeğinin semerini çıkarıp gümelenin yanındaki çayırlığa saldıktan sonra kirazın dibinin ocağını açıyor… Yan komşuda semaver tütmeye başlamış bile…

Gümelelerin duvarlarına, ağaçlara asılan radyolarda Yurttan Sesler programında sanatçıların yanık seslerinden türküler dalga dalga bağları sarmış durumda…

            Bülbül, saka sesleri serçelerin seslerini bastırıyor. Cırcır böcekleri henüz uyanmamış…Beyazlı, pembeli, erik, kayısı, kiraz, elma çiçecleri önce ben açacağım, sen açacaksın telaş ve çekişmesinde… Arılar, böcekler ufaktan ufaktan çiçek ziyaretlerine başlıyor…

            Ya leylekler?  Başınızı kaldırdığınızda havada görüyorsunuz, veya sabah uyandığınızda komşunun çatısındaki yuvasından “laklaklaklak” size geldiğini müjdeliyor veyahut da yeşil denizi ovada herk yapan traktörün arkasından giderek börtü böcük topluyor…

            Çimenlerin üstünde eriyen karların arasında beyazlı sarılı çiğdemler boy gösteriyor. Bağların, tarlaların sınırlarında, nadasa bırakılmış tarlalarda koyun gözlü papatyalar sizi selamlıyor, gelincikler kırmızı yeşilli gülümsüyor… Hafif bir bahar yeli esti mi dalgalanarak size kuğu balesi sunuyor. Uzun boyuyla zambaklar, dallarda zarzalaklar bir an önce açmanın sabırsızlığını yaşıyor.  

Ebuğlakları (salyangoz) beni bul diye iz bırakarak ağaçlara, gidanlara, yapraklara tırmanıyor…

Çocuklar durur mu? Bir kısmı Haznedar Sokak’ta aldıkları veya annelerine kaynattırdıkları renkli yumurtaları tokuşturmakta iken bir kısmı da eski defter yapraklarından kayık yapıp bir an önce Böngüldeğin, Patırdağın suyuna bırakmakla meşguller… Bir kısmı da arkadaşları veya abisi, ablası ile Kale’de uçurtma sevdasına tutulmuş.

Ağır kışın kasavetinden bunalmışların bir kısmı Kale surlarından, bazıları da Hüseyingazi Tepesi’nden yeşile bürünmüş Zile Ovası’nı ve Deveci Dağları’nın doruklarını seyrediyor. Genç kızların, delikanlıların yürekleri kıpır kıpır… Bağlarda mantuvarın, kelfotağın hayalini yaşıyorlar.

            Yani kısaca şimdi Zile’de, Zile bağlarında, Zile yazularında baharla birlikte hayat başlıyor, insanın içini ısıtıyor,

            Hayatımızın sonbaharına doğru giderken bizi gençleştiriyor…

            Baharla birlikte Zile’de olmak, baharı Zile’de doyasıya yaşamak varmış. Hayali bile insanı heyecanlandırıyor…

(Rahmetli Ahmet Fikret Teke abi anlatmıştı: 1. Boğaz Köprüsü’nün 1973 yılında elektrik işlerini yapan İsviçre firmasında görevli Zileli bir elektrik mühendisi ile biri sohbet eder. Zileli olduğunu öğrenince sana Zile’den ne etireyim, neyi özlüyorsun? Deyince cevabı şu olur; “ Çöplükbaşı’ndaki çeşmenin  başında yere oturup bulgur pilavı yemeyi, bir de orada bağlardan gelen eşşek anırmalarını dinlemeyi özlüyorum…

O hemşehrimiz özlese de şimdi baharda bağlardan eşşek anırma sesleri gelmiyor artık…

            Eeee bırak Zile’yi, Zile’de bahar hayalini.. İstanbul’da da hava tam bahar havasıymış madem… Herhalde şimdi kendini Gülhane Parkı’na, Bakırköy’de deniz kıyısına, Emirgan bahçelerine, Boğaz’ın bahar manzarasına atmışsındır  dediğinizi hissediyorum…

            Ne gezeeeer… Misafir dedemiz gitti, eşim gitti Ankara’lara, Garibim evde yalnız.. hasta yatıyor… İlaçlar mı? Ateş mi yazdırıyor bu yazıyı bilmiyorum…

 

 

 
Etiketler: BAHAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı