Yazı Detayı
08 Şubat 2010 - Pazartesi 00:00 Bu yazı 19392 kez okundu
 
HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ ÜZERİNE[1]
Bekir Altındal
mail@mail.com
 
 

Hey Onbeşli Onbeşli türküsü ile ilgili olarak zaman zaman yazılar çıkmaktadır.  Bu türkünün Zile’ye ait olduğu ifade edilmektedir.  Hulusi Serezli Ağabey’in bir vesile ile Zile Platformu’nun internetteki sitesinde konuyu gündeme getirerek araştırmacıları göreve çağırması, geçen hafta İzmir’den Sevgili Necmettin Eryılmaz’ın, Hemşehrimiz Mehmet Yardımcı Hocamız ile   beraber iken telefonla arayarak Hey Onbeşli Onbeşli yazısından bahsetmesi üzerine epeydir yazmayı düşündüğümüz bu konu ile  okuyucunun karşısına çıkmak istedik.

TRT Repertuarında Hey Onbeşli Onbeşli


Hey Onbeşli Onbeşli türküsü TRT arşivinde Tokat bölümünde  24.5.1977 tarihinde 1616 repertuar numarası ile kayıtlıdır. Kaynak kişi Hamdi Tüfekçi, derleyen ve notalayan Nifa Tüfekçi olarak kayıtlara girmiş olup kayıtlardaki sözleri aşağıdadır.[2]

 

Hey onbeşli onbeşli

Tokat yolları taşlı

Onbeşliler gidiyor

Kızların gözü yaşlı

 

            Aslan yarim kız seni adın Hediye

            Ben dolandım sen de dolan gel beriye

            Fistan aldım endazesi on yediye

 

Giderim elinizden

Kurtulam dilinizden

Yeşil baş ördek olsam

Su içmem gölünüzden 

Bağlantı

 

Gidiyom gidemiyom

Sevdim terkedemiyom

Sevdiğim pek gönüllü

Gönlünü edemiyom

Bağlantı

 

 

 

            Bazı Yayınlarda Hikayesi    

 

            İstanbul’da  yayınlanan ve benim de Zile bölümünde yazdığım Tokat Kültür Haber Dergisi’nin başlangıcındaki  ismi Tokat Reşadiyem olarak  2002 tarihli 5 sayısında Hulusi Üstün imzalı “Hey Onbeşli Onbeşli” başlıklı  yazıda türkünün hikayesi verilmiştir.

            Bu hikaye,  Silivri’de yayınlanan Çıkın Dergisi’nde Hulusi Üstün imzası ile yayınlandığı,[3] Tokat Reşadiyem Dergisi  koordinatörü Erdoğan Erdoğdu tarafından ifade edilmiştir. 

            Bu hikaye: Tokat’ta  oturan Hediye’nin Tahtoba köyünden Hüseyin ile birbirlerini sevdikleri, söz kesildiği,  Ayvalar toplanırken Seferberlik için asker toplandığı haberinin çıktığı, yavukluların ağlayarak bu türküyü yaktıkları, bir bir şehit haberlerinin geldiği, dört kış geçtiği halde Hüseyin’den haber çıkmadığı, yazmacı Emin Usta’nın talip olması üzerine ona verildiği, kısa süre sonra Emin Efendi’nin öldüğü, dağlarda kol gezen eşkıya ve asker kaçaklarının konakta yalnız yaşayan Hediye’yi dağa kaldırdıkları, daha sonra Tokat’a bıraktıkları, Hediye’nin adının kötü kadına çıktığı,  Hüseyin’in sekiz yıl sonra bir bahar günü çıkageldiği, Tahtoba köyünden yirmi delikanlıdan bir onun sağ kaldığı,  Annesine Hediye’yi sorduğunda onun kötü yola düştüğünü söylediği, Hüseyin’in başını alıp gittiği ifade edilmiş ve hikayenin gidişatına göre aralarda Hediye’nin ağzından türkünün Gidiyom gidemiyom… Gidiyom işte bende… Tokat yolu kaldırım… Gidiyom elinizden… mısralarıyla başlayan kıtaları verilmiş ve türkünün söylenen nakaratı olan ‘Aslan yarim kız senin adın Hediye’ mısraları Hüseyin’in ağzından verilmiştir.

            Hikaye’nin yazarı Av. Hulusi Üstün ile 7.12.2007 günü yapılan telefon görüşmemizde:

            “Büyükbabam Tokat’ta görevli iken Tokat’lı olan babannem ile  evlenmiş, bu türkünün hikayesini  1980’li yılların başında kendisi 13 yaşında iken babannemden dinlemiştim. Babannem Artova’nın Çerkez Musa köyünden olup dedemle evlendikten sonra bir süre Tokat merkezde görev yapmış. Babannem Hediye’yi görmüş. Ancak Hikayedeki Hüseyin ismini ben verdim. Hikayenin bitişini her ihtimale karşı yapmadım, açık bıraktım. Oradaki geçen kişilerin bir araştırmasını yapmadım.”  Diye açıklama yapmıştır.

            Daha sonra Sayın Üstün’ün 18 Aralık 2007 günü Sultanahmet’te bizi ziyarete gelmelerinde yapılan sohbette önceki açıklamalarına ilave olarak: “Hediye’nin verildiği yaşlı adamın mesleğinin ne olacağını hikayeyi yazmadan düşündüm. Tokat’ta yazmacılık meşhurdur. Yaşlı adamın ismini Emin ve mesleğini de yazmacı olarak kendim belirleyerek hikayeye bu şekilde belirttim. Yani Tahtobalı Hüseyin, Emin Usta benim verdiğim karakterlerdir.”  Diye açıklamada bulunmuştur.

            Tokat Kültür Haber Dergisi  tarafından Mehmet Emin Ulu’nun kaleme aldığı “Hey Onbeşli Onbeşli” isimli bir eser birkaç yıl önce  İstanbul, Tokat, Zile ve diğer ilçelerde sahneye konulmuştur. Ayrıca bugünlerde Hey Onbeşli Onbeşli-Niksarın Fidanları ismiyle roman olarak yayınlanmıştır. Hocamızın verdiği bilgiye göre hikayesi de aşağı yukarı yukarıda verilen hikaye gibidir.    Romanda Onbeşlilerin dramı, o dönemin şartları, Ermeni çetelerinin zulümleri, memleketin hali, Tokat ve yöresi insanlarının savaşlı yılları, Kınali Aliler, Yemene gidenlerin  ve bu bağlamda Hediye’nin hikayesinin anlatıldığı ifade edilmiştir.

            Başka da çalışma ve eserler olduğu ifade edilmiş ise de biz ulaşamadık bunlara henüz. Ancak benim yazmak istediklerim Hediye’nin hikayesinden  ziyade türkünün yakılması ile melodisi ve yakıldığı tarihin şartlarıdır.

           

            Türkünün Zile’de Yakıldığına Dair Yazı ve Anlatılanlar   

 

            Gazeteci Hüseyin Hoşcan Ağabey  Bundan yirmi altı yıl önce “Zile Türküleri ve Sadık Doğanay” başlıklı yazısında:

Ama ne yazık ki Zile’mizden birçok müzik öğretmeni de yetiştiği halde henüz Zile türkülerini derleyen biri çıkmamıştır.

 “Ama ne yazık ki Zile’mizden birçok müzik öğretmeni de yetiştiği halde henüz Zile türkülerini derleyen biri çıkmamıştır.

İşte bu yüzdendir ki bazı Zile türküleri  Tokat, Amasya ve Sivas’a mal edilmek istenmiş ve sayım organlarında öyle gösterilmiştir.

Mesela; Hey  Onbeşli ve Taşkıran türküleri bunlardan ikisidir. Bundan 70 küsur yıl önce Zile’nin asker sevkiyatı Tokat yolu üzerinden yapılırdı. O zamanlar Turhal ufacık bir nahiye idi. Bu yüzden giden yola Tokat yolu denirdi. Ve bu yol bir şoseden ibaretti. Bugün yaşayan kişilerden öğrendiğimize göre “Hey Onbeşli” türküsü onbeşlilerin  askere gittiği yıl düğünlerde çalgıcılık yapan TİFAN isimli Bayburtlu bir muhacir tarafından yakılmıştır.

            O zamandan beri düğünlerde çalınıp söylenmeye başlanmıştır. Tabii türkünün sözleri içinde Tokat yolu geçtiği içinde zamanla oraya mal edilmiştir.”[4]

            Yardımcı Doç. Dr. Mehmet  Yardımcı Hocamız TRT Radyosu’nda Türkülerin Hikayesi yarışmasında Hey Onbeşli Onbeşli türküsünde geçen onbeşlilerin (1315) Zile’den seferberliğe gidişlerinin hikayesini anlatmıştır.[5]

            Yardımcı Hocamız anlattığı bu türkünün hikayesi Yeni Adana’da yayınlanmıştır.

            Bu hikayeye göre: 1315 doğumluların (eski deyimle tevellütlülerin) Seferberlik için silah altına alınacağının Zabit Kamil Bey’in emri olarak dellallar tarafından  Kepirpınarı’nda Cuma günü toplanacağının  duyurulduğu, Maşat’tan, Kireçli’den, Karayün’den, İğdir’den ve diğer yerlerden gelen üç yüz atlının  Tokat Talimgâh Kışlası’nda diğer kazalardan gelen askerlere katılmak ve Batı Cephesi’ne gitmek üzere  toplandığı, ifade edildikten sonra şöyle devam etmektedir satırlarına :

      “O zaman patika bir yol olan ve taşlı toprak bakımsız olan Zile - Tokat yoluna koyulur.

      Zile  ve çevresinde önemli olaylarda türkü yakma geleneği vardır. İşte bu gelenekten olsa ya da olayın halk üzerindeki psikolojik etkisinden; gelinlerin, kızların, anaların, bacıların ağlamasından etkilenen halk arasından bir kişi:

      Hey onbeşli onbeşli

      Tokat yolları taşlı

      Onbeşliler gidiyor

      Kızların gözü yaşlı

der. Kısa sürede Tokat yöresinde  bu türkü yaygınlaşır benimsenir. Çevrenin en sevilen türküsü olup çıkar.”[6]                                                

Zile Platformu’nda konunun tartışmaya açılması üzerine 11.12.2007 tarihinde Mehmet Yardımcı Hocamız şunları yazmıştır:

            “Benim babam 1315'lidir.  88 yaşında vefat etmiştir. Annem de 1320'li olup 90 yaşında vefat etmiştir.    

            Babamın çok söylediği kendileri için yakılan  Hey Onbeşli Onbeşli türküsünü  annem 15'lilerin ikinci kez kurtuluş savaşına gidişi ile Zile'de yaygınlaşan bir türkü olduğunu anlatırdı.

            Bilindiği gibi 1315'liler önce,  henüz 18 yaşında iken askere alınıp  Doğu Cephesi’ne gönderilmiş, Batum'un teslim alınışından sonra terhis edilmiş ve dört yıl askerlikten sonra   tekrar Seferberlik ilan edilince ileri yaşlarına rağmen yeniden asker olup Batı cephesine gönderilmişlerdir.

            Babam Doğu Cephesi’ne piyade olarak gitmiş, çok sıkıntı çekmiş, Doğu Cephesi’inden dönen az adamdan biridir.  Batı cephesine ise süvari olarak gitmiştir.

            Zilenin Mal Pazarı (Deri yeri) denilen yerde yöremizin meşhur paşası  (Deli Kâmil) tarafından Zile merkez ve köylerinden toplanan 120 kişilik süvari bölüğünün  o zaman tozlu topraklı Tokat yoluna düşmeleri ile uğurlayanlardan birinin ağıt şeklinde arkalarından yaktığı türküdür. 

            Şunu söyleyim,   Zile'de asker  eskiden kaledeki kışlada resmi işlemlerini bitirip Mal Pazarı (Deri yeri) denilen alanda toplanıp bir zabit tarafından topluca götürülürmüş. İnsanlar askeri oradan uğurlarmış. Bu nedenle  1315'lilerin ilk gidişlerinde ya da ikinci gidişlerinde yakılan bu türkünün yaygınlık kazanması seferberlik sonrasıdır.”

Hulusi Serezli Ağabey Hediye’yi görmesini şöyle anlatmaktadır:

“Galiba 1965 veya 66 yılları olmalıydı. Şimdi Bağkur iş hanını olan yerdeki zahire pazarında rahmetli Mustafa Köknel’ in iş yerinde oturuyorduk. İçeri 80 - 85 yaşlarında düşkün bir kadın girdi. Mustafa Bey bu kadını tanıyor musun? Diye sordu. Hayır demem üzerine “Hey Onbeşli türküsü var ya, işte orada ki HEDİYE bu kadın dedi. Onu oturttu. Çay ikram etti. Hediye hanım bize yaşadığı günlerden hikâyeler anlattı. Gençliğinde Zileli gençleri kendisine aşık edip adına türküler yaktıran kadın dilencilik yapıyordu. Onun içler acısı halini görünce çok üzülmüştüm. Bu gün Hediye hanımı tanıyan ve hayatta olan Zileliler var.”

            Bizim bundan 5-6 yıl önce görüştüğümüz 1917 doğumlu Ali Rıza Kocaman  türkü ismi  geçen Hediye’yi tanıdığını, Zile’nin Kayacık ismi ile bilinen mahallesinde oturduğunu ifade etmişti.

           

            Türkünün Yakıldığı Savaşlı Yıllar

 

            1315’lilerin askere çağırıldığı tarihin öncesi ve sonrasındaki    durum aşağıda verilmiştir.

           

            13 Kasım  1302 (25 Kasım 1886) tarihli kanuna göre her şahsın 20 yaşına geldiği Mart ayının ilk gününde askerlik hizmeti başlamaktadır.  1909 tarihinde yeni Asker Alma Kanunu çıkmış ise de Osmanlı İmparatorluğu’nun her tarafında uygulanamamıştır. Bu kanuna göre  15 milyona varan bir nüfus Askeri Mükellefiyet Kanunu dışında kalması sonu, İmparatorluğun bütün zahmeti ve memleketin savunması 15 milyon Anadolu  Türk’ünün boynuna yüklenmiştir.

            29 Nisan 1330 (12 Mayıs 1914) tarihli Askeri Mükellefiyet Kanununda her şahsın 18 yaşını ikmal ettiği yılı izleyen Mart başında askerliğinin başlayacağı, 18 yaşını dolduran ilk muayene, 20 yaşını dolduran ikinci muayeneye tabi tutulacaktı. [7] 

            Halkımızın Seferberlik dediği Birinci Dünya Savaşı 4 yıl sürmüş ve Osmanlı Devleti yedi cephede savaşmıştır.

            Genel Seferberlik  Osmanlı Devleti tarafından 3 Ağustos 1914 tarihinde ilan edilmiştir. 8 Haziran 1920 tarihinde yayınlanan 1. Meclis’in Bakanlar Kurulu kararnamesi ile Seferberliğin sürdürülmekte olduğu ilan edilmiştir.[8]

            İtilaf devletlerinden İngiltere ve Fransa Çanakkale’yi geçemeyince 20 Aralık-10 Ocak 1916 tarihleri arasında çekilmiştir.

            1315 doğumluların askere alındığı 11 Mart 1917’de Bağdat düşmüş ve Irak kaybedilmiştir. 

            Yine bu 1315 doğumluların askere alınmasından bir gün sonra 12 Mart 1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilali olduğundan Ruslar çekilmiştir. Ancak bu durumdan yararlanmak isteyen Osmanlı Kafkas Cephesi’nde Batum’un alınması için harekata devam etmiştir.

            İngilizlerin Süveyş’te Akabe’yi bombalamaları üzerine Filistin-Suriye Cephesi açılmış, 1915 yılında Kanal geçilemediğinden Gazze’ye çekilinmiştir, 1917 yılında iki Gazze Savaşı kazanılmış ise de 19 Eylül 1918 tarihinde  Nablus Meydan Muhaberesi’nde Arapların ihaneti karşısında yenilerek  Suriye-Filistin-Lübnan kaybedilmiştir.

            Makedonya Cephesi ise 1918 yılında kaybedilmiş, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalanmış ve Osmanlı ordularının terhisi kararlaştırılmıştır.[9] 

Birinci Dünya Savaşı  başlayınca İmam İdris Asir’de Türk kuvvetlerine  saldırmış, 1916 yılında Mekke Şerifi Hüseyin  isyan ederek bağımsızlığını ilan etmiş, Yemen’de  İmam Yahya savaş süresince Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmıştır Yemen’i ve Asir’i savunan 7. Kolordu Mondros Mütarekesi’nden sonra 23. Ocak 1919’da teslim olmuş ve  Osmanlı Devleti artık Yemen’den çekilmiştir.[10]

Görüldüğü üzere 1315’lilerin askere alındığı 11 Mart 1917 tarihinden önce Çanakkale savaşları bitmiş, aynı gün Bağdat düşmüş, bir gün sonra Rusya’da ihtilal olmuş ve Ruslar çekilmiştir. Henüz Filistin-Suriye cephesi ile Makedonya Cephesi’nde savaş devam etmektedir.

Yemen’de ise Osmanlı Devleti’ne iki defa isyan etmiş olan İmam Yahya[11]  1916-1918 arası Osmanlı Devleti yanında yer almıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında  1307-1309 (1891-1893) doğumlular silah altında bulunmaktadır. 1875-1890 doğumlular kıta hizmetine çağırılmıştır. Tokat türküsüne konu olacak 1315 doğumlular ihtiyat ve geri hizmet maksadıyla askerlik hizmeti için çağırılacaktır.[12]

 

1315’liler Hangi Cephelere Gitti?

 

Zile ve Tokat’ta silah altına alınan 1315 doğumluların hangi cephelere gönderildiği yönünde şu anda elimizde bir belge bulunmamaktadır.

Mehmet Yardımcı Hocam yukarıda Babasının ilk askere alınmasında Doğu Cephesi’ne gittiğini  nakletmektedir.

Milli Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı “Şehitlerimiz” kitabı bize ışık tutmaktadır. Arşivimizdeki Tokat şehitleri bölümünü incelediğimizde; 1315 doğumlu olup Tokat Askerlik Şubesi’nden sev edilenlerden (Almus ve Turhal dahil)  14 asker  İstiklâl Harbi’nde Garb, iki kişi de Şark Cephesi’nde şehit olmuştur. Zile Askerlik Şubesi’nden sevk edilen 1315 doğumlulardan  20 asker İstiklâl Harbi’nde Garb, bir asker de Şark Cephesi’nde şehit olmuştur.[13]

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşında savaştığı Yemen dahil yedi cephede 1315 doğumlu şehitlere rastlayamadık. Zaten 1315’lilerin askere alındığı tarihte pek çok cephede savaş bitmiş durumdadır.1315 doğumluların Yemen’e Makedonya’ya sevk edildiğine dair bir belge de şu anda elimizde yoktur. Bu cephelerde şehit olmadığına göre belki de bu cephelerde  fiilen savaş yoktu.

Dolayısıyla  1315’lilerin 1916 yılında biten Çanakkale Savaşı’na gitmeleri söz konusu olmadığı gibi Yemen’e gitmeleri de bizce söz konusu değildir. Ancak  1315 doğumlulardan büyük olanların bu cephelere gitmesi söz konusudur ki Çanakkale’de 1307-1309 doğumlular savaşmıştır.

Bu durumda silah altına alınmalarına rağmen Osmanlılar döneminde büyük bir kısmının herhangi bir cephede savaşa katılmadıkları düşünülmekte olup, daha sonra bu askerlerin İstiklâl Harbi’nde büyük bir ağırlıkla Garp Cephesinde 1920-1922 yılları arasında savaşlara katıldığı bir gerçektir.

Ercan Haytoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, 1310-1315 doğumluların 25 Haziran 1920 tarihinde  askere alınmasına karar verildi demektedir.[14]

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Kaya’da     “Büyük Millet Meclisi işgalin ardından ilk birleşimini 10 Temmuz’da yaptı.. Burdur mebusu İsmail Suphi Beyin işgal ile ilgili önergesi tartışmaya açıldı. Bu konuda söz alan mebuslar görüşlerini belirttiler. Bu öneriler arasında ordudan ayrılmış deneyimli subayların denetimi altında birlikler kurulması, 1314-1315 doğumluların askere alınması yer alıyordu[89] – (89 Türkiye Büyük Millet Meclisi Gizli Celse Zabıtları, Devre 1, C:II, s.241-249.) demektedir.[15]

Dedem Kepez köyünden Memük Emmi (Mehmet Altındal) 1315 doğumlu olup sağlığında çocukluğumuzda bize Batı Cephesi’ne (Garb) gittiklerini, asker kaçaklarına af çıkması sonrasında toplanan askerlerin Yozgat-Ankara üzeri yaya olarak Batı Cephesi’ne gönderildiklerini anlattığını hatırlıyorum.   

 

            Değerlendirme

 

            1315’liler Redif değildir. İlk defa askere çağırılmıştır. Redif; esas askerliğini yaptıktan sonra belli bir süre yedek asker gibidir.  İlk redif teşkilatı 1934 yılında kurulmuştur.  1912 yılında devamı sağlanmıştır. Ancak Balkan Harbi’nden sonra kaldırılmıştır. Mensup oldukları şehir ve kasabaların isimleri verilmiştir.[16]

Redif taburları genelde eşkıya takibine ve iç isyanlara  gönderilmiştir. Nitekim Zile Redif  Taburları 1800 yılların sonlarından itibaren Yemen, Zeytun ve Dersim’deki iç isyanlara gönderilmiştir.            

                        Tokat Nüfus Müdürlüğü’nden alınan  yazıda: “Nüfus aile kütükleri, 1320-1321 (1904-1905) yıllarında yapılan genel nüfus sayımı ile ilk kez tesis edilmiş olup, tesis edilen aile kütüklerine doğum tarihleri Rumi doğum tarihiyle yazıldığı görülmüş olup, kısım kısım Rumi ve Hicri doğum tarihinin birlikte yazıldığı doğum tarihlerine de rastlanılmaktadır.”

             Denilmektedir.

            Türküde geçen Onbeşliler, eski takvime göre  1315 doğumlular olup  11 Mart 1917 tarihinde askere çağırılmıştır. Hicri yılbaşı 1 Muharrem 1315,  Miladi takvime göre 1 Haziran 1897 tarihine denk gelmektedir. Bu yılın son günü 29.Z.1515 tarihi ise 20.5.1998 olmaktadır.  Rumi  yılbaşı 1 Mart 1315, Miladi  13 Mart 1899 tarihine   denk gelmektedir. Onbeşlilerin askere çağırıldığı tarih olan 11 Mart 1917 tarihi Hicri 17.C.evvel 1335, Rumi 11 Mart 1333 tarihine denk düşmektedir.[17]

            Er ikmalinin ilk kaynağı askerlik şubeleri idi.  Şubelerden depo birliklerine veya doğrudan doğruya Ordu  Dairesi’nin sevk komisyonlarınca yapılan sevkiyat, er ikmalinin normal şekli idi.[18]

            1315’lilerin askere çağrılması sırasında Tokat Sancak (Liva) olup Zile kazasıdır. Zile’de silah altına alınan  askerlerin Sancak Merkezi olan Tokat’ta toplanmaları  işin gereğidir. Ancak bu hususta şu an için net bir tespit yapılamamıştır.

            Bu durumda askere çağrılma yılı 1917 olarak alındığında; 1315 tarihi Hicri takvim esas alındığında 20-19 yaş olmaktadır. Rumi 1315 yılı doğum tarihi kabul edildiğinde ise Onbeşlilerin 18 yaşında askere alındığı söylenebilir.

            Anadolu’da özellikle köylerde doğan çocuklar doğum tarihinden çok sonra nüfusa kaydedilmektedir. Bazı  aileler de ise küçük çocuğun  ölmesi durumunda, kaydı silinmediğinden bir iki yıl sonra doğan çocuk tekrar nüfusa kaydedilmeyip  önceki nüfus kaydının kullanıldığı da bir gerçektir.

Tarihçi-Araştırmacı-Yazar Necdet Sakaoğlu Tarihi Türk Evleri-Zile Evleri sempozyumunda yaptığı konuşmada Osmanlı döneminde şehirlerarası yola cadde denildiğini ifade etmektedir.

Antik Çağ’da, Selçuklular döneminde Kayseri-Çandır-Akdağmadeni-Kadışehri-Zile-Pazar-Tokat yolu önemli bir yol olup bu yol güzergahında Pazar’da tarihi bir han bulunmaktadır.

Zile’den Tokat’a giden yola Tokat Yolu denmektedir. Cumhuriyet öncesi Tokat’a kestirme olması sebebiyle ulaşımın bu yoldan sağlandığı ifade edilmektedir.

Bütün bu bilgiler bir araya getirildiğinde; 1315 doğumluların askere çağırılmaları üzerine toplanıp bütün  Zilelilerin katıldığı uğurlamadan sonra bu Tokat yoluyla Tokat’a gitmesi söz konusudur.

Türküde geçen Hediye isimli kadınla ilgili olarak Hüseyin Hoşcan Ağabey’in yazısı, Mehmet Yardımcı Hocam ile Hulusi Serezli Ağabey’in tanıklıkları türkünün yakılmasına ışık tutmaktadır.

Hulusi Üstün’ün yukarıda özet olarak verdiğimiz hikayesinde Tokat’ta oturan Hediye,Tahtoba köyü, bu köyden nişanlısı olan genç ve  Emin Usta (Hüseyin, Yazmacılar Han’ındaki Emin Usta adı yazarın verdiği isimdir) verilmekte olup, Yazar’ın bu kişilerin nüfusları ile ilgili   bir araştırması  olmadığını yukarıda belirtmiştik.

Emin Ulu Hocamız, Hediye’nin  sonraki  yıllar Zile’ye gittiğini e-mail olarak bize yazmıştır. 

Zile Nüfus kayıtları 1926 yılında hükümet binası ile birlikte yanmıştır. Bu konuda gerekli araştırma içinde olmamıza rağmen Zile’ye gelemediğimizden  bugün için Hediye’nin kimliği, doğum yeri ve soyadı tespit edilememiştir. İlerde bu hususta  yapılacak bir tespit konuya ışık tutacaktır.

           

Türkünün TRT Repertuarı’nda  Tokat’a Kaydedilmesi:

 

            1930’lardan itibaren türkü derlemeleri  ağırlık kazanmıştır. Muzaffer Sarısözen ve Nida Tüfekçi derlemecilerin duayenlerindendir. Sarısözen, bildiğimiz kadarıyla Sivaslı, Tüfekçi Akdağmadeni’lidir. Sarısözen’in 1800 civarında derlemesi vardır.

Yukarıda belirtiğimiz gibi Hey Onbeşli Onbeşli,  1977 yılında TRT repertuarına kaydedilmiştir. Bizler 1960’lı yılların başlarında daha ilkokulda bu türküyü bilirken, Sarısözen Hoca Sivaslı olması sebebiyle çok önceleri Tokat ve yöresinde 1943 yılında  derleme çalışmaları yapmışken, yörede çok popüler olan bu türkünün kendisi tarafından derlenmemesi ve daha eski tarihlerde repertuara girmeyip 1977 yılında kayda girmesi bizce biraz dikkati çekmektedir.

Muzaffer Sözen’in Tokat’ta yaptığı çalışmalarında Niksar’dan bir “Onbeşli” ezgisi ismi geçmektedir.[19] Ancak Sarısözen’in 1943 yılında derlediği ezgilerin pek çoğu TRT repertuvarında bulunmamaktadır. Nitekim Sarısözen’in 1943 yılında yaptığı derleme çalışmalarında  “Armuttan Kayacağım” türküsünde kaynak kişi Zile’den Ümmü Gülsüm Öztürk iken, aşağıda verildiği üzere TRT repertuvarında Zileli Halil Bey kaynak kişidir.  

Hulusi Serezli Ağabey Hey Onbeşli’yi  Muzaffer Sarısözen’den Zile türküsü olarak çok önceki yıllarda dinlediğini ifade etmiştir.

Derlemeciler  genelde derledikleri kişinin ve yörenin ismini kaynak olarak vermektedirler. Ancak o türkü belki o yer dışında âşık geleneği sebebiyle  başka bir yerde yakılmış olmaktadır.  Nitekim Armuttan Kayacağım  tartışmasız Zile türküsü olup Halil Gürgöze tarafından 1930’larda taş plağa okunduğu ve TRT repertuarında kaynak kişi Zileli Halil gösterildiği halde Zile bölümüne değil Tokat bölümüne kaydedilmiştir. Dolayısıyla bu kaynaklardan yararlananlar Tokat türküsü gibi algılamaktadır. [20]

Yine TRT’de Tokat-Yozgat  Türküsü olarak gösterilen Burçak Tarlası türküsünün sözleri  ile ilgili  1944 tarihinde Artova’dan bir kitaba girmiştir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi nüfus kayıtları, diğer bilgi ve belgeler elimizde geçinceye  kadar  belge, bilgi ve canlı tanıklar karşısında türkünün Zile’de yakılmış olabileceğini düşünüyoruz.

Hediye’nin hikayesi ile ilgili olarak benim şu anda elimde pek bir belge, bilgi ve kaynak olmadığımdan bu konuda bir şey söylememiz mümkün değildir.

                                                                      

Türkünün Melodisi

 

Türkü’nün tamamını ele almak istiyoruz. Türkünün  TRT repertuarındaki sözlerinden başka,   yörede, radyo ve televizyonlarda:

              

            Tokat yolu kaldırdım

            Düştüm beni kaldırın

            Hediyemin uğruna

            Vurun beni öldürün

 

            Gidiyom bende bende

            Bir arzum kaldı sende

            Ayva gibi sarardım soldum

            Din iman yok mu sende

 

            Kıtaları da biraz değişikliklerle okunmaktadır.

            Radyo ve televizyonlarda şu anda okunan türküye  oyun havası formatında diyebiliriz. Ali Orhan Günaydın “Biri Bu yanlışa Dur Demeli” başlıklı türkünün bu formatını, düğünlerde oyun havası olarak çalınıp oynanmasını haklı olarak eleştirmektedir.[21]

Bize göre de türkünün yakılması savaşa, yani halkın deyimi ile Seferberlik için silah altına alınan askerler için yakılmıştır. Türkünün yakıldığında üç yıldır Birinci  Dünya Savaşı devam etmekte, Osmanlı Devleti yedi cephede savaşmaktadır. İşte bu 1315’liler böyle bir ortamda askere alınmaktadır. Daha önce askere alınanlar yıllardır cephelerdedir. Yemen’e Üçüncü Ordu'dan gönderilen  Yanya Livası taburlarının sekiz sene terhislerinin unutulduğunu[22] örnek verirsek dönemin özelliğini daha iyi anlatmış oluruz. 

Böyle bir ortamda bu türkünün ağır, hüzünlü bir makamda olması gerekir. Nitekim Tokat Kültür Haber Dergisi’nin sahneye koyduğu Hey Onbeşli Onbeşli isimli eserde  Tokatlı bir mahalli sanatçının sazı ve sesinden bu şekilde fon müzik verilmiştir.

Bu durumda türkünün ilk kıtası 1315’lilerin askere alınmasına yakıldığını göstermektedir. Nakaratta geçenler için, askere alınanlardan birinin bu Hediye’ye sevdalı veya halk deyimiyle yanık olması sebebiyle  söylendiği veyahut Hediye’nin yaktığı da  de düşünülebilir. Ancak hediye yaktığı türküde kendi adını söyler mi?

Ancak türkünün ikinci ve üçüncü kıtaları incelendiğinde; birinci kıtadaki 1315’lilerin askere alınmasıyla pek bağlantısını söyleyemeyiz. Nitekim üçüncü kıtasında geçen “yeşil ördek” benzetmesi yörede ve pek çok türküde kullanılmaktadır. 

Zile türkülerini incelediğimiz zaman karşımıza iki tür türkü formatı çıkmaktadır:

Birincisi âşık tarzı geleneğin deyişleri olan türküler. Bunlara Sadık Doğanay, Çakırçalılı Âşık Ali-Murtaza Kurt, Mahmut Salan’dan alınma  ve diğer deyişler.

İkincisi ise özellikle Zile merkezine ait türküler. Bunlara da Armuttan Kayacağım, Müdür, Taşkıran, Oğlan Döne Döne, Hovarda Nafiye, Zileliyiz Dediler, Hey Onbeşli gibi hareketli ve oyun havası formatındakiler.

Taşkıran türküsünde:

 

      Evlerinin önü yüksek kaldırım

      Kaldırımdan düştüm yâr yâr beni kaldırın

      Taşkıran’ın yoluna beni öldürün

                                                         

      Evlerinin önü üzüm asması

      Taşkıran’ın geydiği yâr yâr hürriyet basması

 Taşkıran da olmuş beyler yosması...

 

 Hovarda Nafiye türküsünde:

 

            Güller altına aman aman güller altına

            Giyin de gel bir hovarda Nafiyem camlar altına

            Giyin de gel bir hovarda Nafiyem camlar altına

 

 

Mısraları örnek olarak verilmiştir.                       

Her iki türkü formatında farklılık çok açıktır.  Âşık tarzı deyişler daha ağır olup, ikinci  gruptakiler ise Zile’nin eski bağ kültürünü  yansıtmaktadır. Bu türkülerin sözleri  bu tezimizi doğrulamaktadır.

Buradan hareketle Hey Onbeşli Onbeşli türküsünün bilinen ve söylenen ikinci ve üçüncü kıtalarının daha ağır ve hüznü ifade etmesi gereken birinci kıtasına eklenerek zaman içinde oyun havası tarzına dönüştüğünü düşünüyoruz.

            Taşkıran, Oğlan Döne Döne, Müdür türkülerinin sözleri ile Hey Onbeşli’nin nakaratı birlikte değerlendirildiğinde de bu anlam  çıkabilir.

            Nitekim bu yazıyı hazırlarken telefonla görüştüğümüz ve şu sıralar Tokat ve ilçelerine ait türküler kitabını hazırlayan ve çalışmalarına naçizane bizim de katkıda bulunmaya çalıştığımız Kültür Bakanlığı Sanatçısı Sevgili Salih Turhan Hocam: “Halk kültüründe  zaman içinde ağıtların, kına havalarının sözleri ve melodilerinin değiştiği bir gerçek olup bunların örnekleri  vardır. Hey Onbeşli Onbeşli türküsüde mevcut kayıtlı notalarına göre melodisi  şu andaki okunduğu gibidir.” demektedir

            TRT’den bir Uzman arkadaşım da:   “Bu türkü genç yaşta askere alınan sevgililer için yakılmış bir türküdür.  İfade ettiğiniz gibi bu bir ağıttır. Ancak nedense yıllar içerisinde ritmik bir şekilde neredeyse oyun havası şeklinde icra edilmektedir ki bu şekilde icra edilmesi türkünün özüne uygun değildir.” Diye yorum yapmıştır.

Mehmet Yardımcı Hocam da aynı görüşleri Platform’a yazmıştır. 

Yine Emin Ulu Hocam’ın Mehmet Yardımcı Hocamıza yazdığı e-maildeki temennisi olan “Hey Onbeşli oyun havası olmaktan çıksın” feryadı da aynı çığlığın terennümüdür.

Nitekim yanılmıyorsam Erkan Oğur isimli sanatçının yorumunun ilk bölümü ve Hey Onbeşli’nin sahnelenmesindeki Tokatlı bir kardeşimizin fon müziği olarak okuduğu ezgisi türküye daha yakışmaktadır diye düşünüyoruz.

Sözün özü; Hey Onbeşli Onbeşli türküsü Birinci Dünya Savaşı’nın artık sonucunun belli olmaya başladığı 1917 yılında  askere alınan gençlerin arkasından yakılan bir ağıt olup o zamanki ritminin şu anda TRT’de kayıtlı şekilde olmadığı,  kanaatini taşıyoruz.

 

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

                [1] - Özhaber Gazetesi 7 Şubat 2008 ve devamı sayıları

[2] - TRT Müzik Dairesi Başkanlığı,  Türk Halk Müziği Repertuarı, 1996

[3] - Hulusi Üstün, Çıkın Dergisi, 10 Sayı, Silivri Ocak 2001

 

                [4] - Hüseyin Hoşcan,   Zile Postası, 12 Haziran 198l

                [5]  - Zile Postası, 25 Temmuz 1985

                [6] - Mehmet Yardımcı, Hey Onbeşli Onbeşli, Yeni Adana

                [7] - Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, III. Cilt, 6 Kısım, 1. Kitap, 1908-1920, Sayfa: 232, 233, 235,236, 330 Ankara 1971

                [8] - Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Stratejik Etüt Başkanlığı, Türk İstiklâl Harbi Özeti, IV.Cilt, 1. Kısım, Ankara 2001

                [9]  - Yeni Rehber Ansiklopedisi, Cilt 4

                [10] - Bekir Altındal, Yemen Ellerinde Zile Redif Taburu,  Tokat Kültür Haber Dergisi’nin   18,19,20 sayıları, İstanbul 2005, ve Özhaber Gazetesi  25 Temmuz 2006 ve devamı sayıları.

                [11]  - Bekir Altındal, Yemen Ellerinde Zile Redif Taburu. Bu isyanların ilkinde -1905- Zile Redif Taburu isyanı bastırmak için Yemen’de kanlı Şehare Harekatı’na katılmıştır. Bakınız Özhaber 25 Temmuz 2006 ve devamı sayılar- www.unyezile.com  Zile Makaleleri bölümü

                [12] - İbrahim Güran Yumuşak, Çanakkale Şavaşı’nda Yitirilen Beşeri Sermaye, www.canakkalevakfı.org.tr/canakkalebs.doc 

[13] -  Milli Savunma Bakanlığı: Şehitlerimiz. Osmanlı-Rus, Osmanlı Yunan,Trablusgarb, Balkan, 1. Dünya, İstiklâl, Kore, Kıbrıs, İç Güvenlik,  Ankara,  1998

 

                [14]- Ercan Haytaoğlu, Milli Mücadele Dönemi İstiklâl Mahkemeleri ve Birkaç Örnek, www.eğitimdergi.pamukkale.edu.tr/makale

[15] - Mehmet Kaya, Bursa’da Asayişi Sağlama Çabaları (1918-1920)

                [16]- Genelkurmay Harpa Tarihi Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, a.g.e.

                [17] - Yücel Dağlı-Cumhure Üçer, Tarih Çevirme Kılavuzu, V Cilt, TTK Ankara 1997

                [18] - Genelkurmay Harpa Tarihi Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, a.g.e.

 

                [19] - Armağan Coşkun Elçi, Muzaffer Sarısözen Hayatı Eserleri ve Çalışmaları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1997 - Ufuk Mistepe www.unyezile.com 

                [20] -  TRT Müzik Dairesi Başkanlığı,  Türk Halk Müziği Repertuarı, 1996

                [21] - Ali Orhan Günaydın, Biri Bu Yanlışa Dur Demeli, Özhaber Gazetesi, 25 Mayıs 2007

                [22] -  Bekir ALTINDAL, Yemen Ellerinde Zile Redif Taburu,  a.g.e.

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Öne Çıkanlar
HULUSİ SEREZLİ' nin TÜM MAKALELERİ
Ulusal Gazeteler
En Çok Okunanlar
Yazarlarımız
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
32
33
3
2
10
15
2
Galatasaray
32
33
3
2
10
15
3
Medipol Başakşehir
30
25
3
3
9
15
4
Medipol Başakşehir
30
25
3
3
9
15
5
Fenerbahçe
29
31
2
5
8
15
6
Fenerbahçe
29
31
2
5
8
15
7
Göztepe
27
28
4
3
8
15
8
Göztepe
27
28
4
3
8
15
9
Kayserispor
27
23
2
6
7
15
10
Kayserispor
27
23
2
6
7
15
11
Beşiktaş
27
23
2
6
7
15
12
Beşiktaş
27
23
2
6
7
15
13
Trabzonspor
25
31
4
4
7
15
14
Trabzonspor
25
31
4
4
7
15
15
Bursaspor
24
27
5
3
7
15
16
Bursaspor
24
27
5
3
7
15
17
Sivasspor
22
20
7
1
7
15
18
Sivasspor
22
20
7
1
7
15
19
Akhisarspor
19
20
6
4
5
15
20
Akhisarspor
19
20
6
4
5
15
21
Kasımpaşa
18
24
7
3
5
15
22
Kasımpaşa
18
24
7
3
5
15
23
Alanyaspor
17
26
8
2
5
15
24
Alanyaspor
17
26
8
2
5
15
25
Yeni Malatyaspor
16
18
7
4
4
15
26
Yeni Malatyaspor
16
18
7
4
4
15
27
Osmanlıspor FK
14
22
9
2
4
15
28
Osmanlıspor FK
14
22
9
2
4
15
29
Antalyaspor
14
15
7
5
3
15
30
Antalyaspor
14
15
7
5
3
15
31
Gençlerbirliği
12
19
9
3
3
15
32
Gençlerbirliği
12
19
9
3
3
15
33
Atiker Konyaspor
11
13
9
2
3
14
34
Atiker Konyaspor
11
13
9
2
3
14
35
Kardemir Karabükspor
8
13
10
2
2
14
36
Kardemir Karabükspor
8
13
10
2
2
14
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv