Yazı Detayı
26 Şubat 2008 - Salı 00:00 Bu yazı 15244 kez okundu
 
ZİLE'NİN MAKUS TALİHİ BÖYLE Mİ DEVAM EDECEK?
Bekir Altındal
mail@mail.com
 
 

Zile’yi Sevenler Göreve

Zile’de 1950 yılında çıkarılan ilk ve sonraki gazetelerde sık sık rastladığımız bir söz bu: “Zile’nin makus talihi…” Aziz Cumhuriyet’imiz kurulalı seksen iki yıl olmuş aynı sözler geçerli mi? Evet. Peki niye? neden? 1920 yılının Mayıs ayında Yenihan’dan (Yıldızeli), Yozgat’tan gelen isyancıların Zile’yi işgali; Milli Mücadele’de dört yüz yıllık topraklarını, nahiyelerini, köylerini kaybetmesiyle sonuçlanmış. Cumhuriyet’in kuruluşuna verdiği desteğe, verdiği şehitlere rağmen hak etmediği halde isyanla birlikte anılmış ismi. Yıllarca silememiş bunu.
Hemşehrimiz Orhan Yılmaz’ın “Zile İsyanı” kitabına yazdığı önsözde, Mustafa Necati Sepetçioğlu babasından naklen: “Toplar atılırken Zileli işinde gücünde idi.” Sözünü hatırlatarak soruyor. “Böyle mi olur bir şehrin isyanı?” Araştırmacı-Tarihçi Yazar Necdet Sakaoğlu “Bu bir şehir isyanı değildir.” Diye söyler panelde Derken 1950’li yılların gergin siyasi ortamında bir kaymakam çıkmış bir parti başkanı olarak İsmet İnönü’nün Zile’ye gelişinde Zile’de konuşma yapmasını engellemeye kalkmış, itfaiyeler su sıkmış, göz yaşartıcı bombalar atılmış bir ilçede. Vatandaş çıkan arbedede yerlerde sürüklenmiş… Ülke basını günlerce manşet atmış “Zile Olayları” diye. Siyasi aktörler, taraflar suçlamış birbirini… Zile’den ayrılan İnönü’yü birkaç saat sonra Amasya Valisi karşılamış aynı gün. Şu haklı şu
haksız yorumu yapmadan görüyoruz ki bu Zile’nin adı için, Zile için, Zileli için ikinci bir olumsuz propaganda olmuş. Yine işin içinde Zileli yok, değişik partilerdeki Zileliler rol almamışlar. Ama yine çıkmış Zile’nin adı bir işgüzar kaymakamın yüzünden… Zile makus talihini yenmek için çalışırken ayak prangası, alın yazısı olmuş bunlar. Zararını görmüş Zile ve Zileli yıllarca. Anadolu’da insanlık tarihinin en eski çağlarından beri Zile ve çevresinin yerleşim yeri olduğunu ben söylemiyorum, Hattuşaş, Alacahöyük kazılarını yapan Charles Texier, Hititoloji Profesörü Dr. Hans Gustav Güterbock, Ş.A. Kansu, Prof. Dr. Sedat Alp, Prof. Dr. Tahsin Özgüç, Prof. Dr. Mehmet Özsait söylüyor. Tahsin Özgüç Hoca Maşat Hüyük’ün kazılarını yapmış yıllarca. Mehmet Özsait Hoca Zile’nin bütün köylerini karış karış gezerek hüyüklerini, tümülüslerini inceledi. Bu sene yazın da kırmadı bizi emekliliğinden birkaç ay öncesinden günlerini Zile’ye ayırdı. Antik Çağ tarihi ile Müslüman - Türk medeniyeti eserleri bir arada Zile’de. Zile’nin tarihinin tahrip olmasına, kendini tanıtamamasına en çok yananların başında geliyordu rahmetli Müftü Arif Kılıç Hoca. Aziz Nesin bile kırk beş yıl önce Zile’yi yazarken O’nunla konuşur ve etkilenir. Bir tespiti var Aziz Nesin’in: “Zileli tarihin üzerine oturmuş uyukluyor.”… “Sadece Kale’niz, panayırınız yeter turizm için” diyerek de ekliyor yazısına. Bir yabancı yazar gözüyle işte halimiz, görüntümüz.
Aziz Nesin’in bu yazısından birkaç yıl sonra kurulur Kültür Derneği. Aydın gençleri dönemin çalışkan kaymakamının desteğiyle anfitiyatronun sahne kısmını kazarak çıkarırlar ortaya. Nasıl olur bilinir bilinmez Devlet haber mi alır, haber mi verilir? El koyar. Kapattırır burayı. Sorduk Tahsin Özgüç ve Mehmet Özsait Hocalara: “Orta Anadolu’da ayakta kalmış tek angfitiyatro’dur.” Dediler Tokat İl Yıllığı’nda yazılan taş ocağı tespitine inat…
Dışarıdan gelen bilim adamlarının, gezginlerin, gazetecilerin Zile’yi gezmesinden sonraki düşünceleri ve samimi açıklamaları bizi çok sevindirmekte. Hemen peşinden soruyorlar: “Böyle bir tarihe, mimariye, kültüre, dokuya sahip olan Zile için Zileliler ne yaptılar? Hiçbir şey yapmamışlar.” diye de cevap veriyorlar kendileri. 1960’lı yıllarda çevrede el sanatları, ticareti, sanayisi ile etkili olan Zile’de 1980’li yıllardan sonra yatay göç daha da hızlandı. Ulaşımın kolaylaşması, üretimin makineleşmesiyle ters orantılı olarak geriye gitmeye başladı. ekonomisi. İşsizlik arttı. Yatırımlar yetersiz kaldı. Son yıllarda Zile dışındaki Zilelilerin biraz gayreti oldu ama yetmedi. Beklenen yatırımlar olmadı.
Kültür yönünden Belediye Başkanımızın gayretiyle seksen yıl sonra İstanbul’da tartışıldı Zile evleri, kültürü. Çekül Vakfı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Tarihi Türk Evleri Derneği öncü oldu Zile’nin bir Safranbolu, bir Beypazarı olması için. Ama olmadı. Sonunu getiremedik. Sahip çıkıp desteklemedik bu projeyi.
Lisenin açılması için bütün Zilelilerin yardımlarda bulunduğu yıllarda; “Zile” kitabının yazarı Rahmi Dönmez Hoca 1960’da Lise’nin boya ve badanasının tamamlanması ve iki öğretmen tutulması için yardım talebinde bulunurken; “Yoksa yıllardan beri artık müzminleşen lise binasına bir hamlede deva bulacak kudretli zenginleri Zile mi yetiştiremedi?” Diye hayıflanmakta. Rahmi Hocamız nur içinde yatsın. Zile’de o kudretli zenginler belki var idi. Yoksa bile yetiştirdi o kudretli zenginleri sonraları. Bunların arasından Şair Ceyhun Atıf Kansu’nun “Zile’de iki dal arasında sallanan bebek için yazdığı “Zile’ye Düştü Yolum” isimli şiirinde “Uyu bebek uyu, büyü bebek büyü/Sendedir bu toprağın ümidi” diye seslendiği bebeğin akranları Dinçer Kardeşler çıktı. Hayırsever Zileli işadamları olarak Rahmi Dönmez Hoca’nın temennisini yerine getirdiler. Okullarla, sağlık ocaklarıyla, yurtla donattılar Zile’yi. Donattılar donattılar da nerede Zileli diğer iş adamları? Adlarını taşıyan kaç eser sayabiliriz, gösterebiliriz? Onlar ellerinden geleni yapıyorlar doğdukları coğrafyanın büyüklüğünü bilerek. Rahmi Dönmez Hocamızın deyimiyle diğer “Kudretli Zileli Zenginler” nerede diye soruyor Zileli haklı olarak. Bir Dinçer Kardeşlerin mi bu vefa borcu? Onlar yapacaklarını yaptılar, yapıyorlar yapacaklar da. Hatta aşağıda belirttiğimiz projelere de destek vereceklerinden eminim. Ancak ben buradan yine yazının başlığına dönmek istiyorum.
Olmuyor, Ekonomik olarak, gelişmişlik olarak, iş sahası olarak, işsizliği yenemiyoruz. Her yıl göreceli evler, mahalleler yapılsa da geriliyor Zile hem ekonomik olarak, hem de tarihi doku, kültür olarak. tarihi dokumuz, evlerimiz yok oluyor
bakımsızlıktan. sahipsizlikten, bilinçsizlikten. Yatırım olarak kıramıyoruz makus talihimizi. Yine 1950’lerden beri Zile gazetelerinde “Su Su Su” diye edilen feryatlara deva olacak, Cumhuriyet tarihi boyunca sulanan Zile ve köyleri tarım arazisi oranını ikiye katlayacak, Süreyya Bey Barajı’nın sulama üniteleri için Zile-Alaca yolu kadar önem vermedik. Tokat’ı Amasya’yı bile harekete geçiremedik. H.1308/1890 tarihli, yani bundan tam 115 yıl önce yayınlanan Sivas salnamesinde Zile için: “Leblebi ve pekmezi gayet nefis ve meşhurdur” yazdığı halde kaptırdık leblebimizi Çorum’a. Sadece kaptırmadık ambalajında da geçtiler bizi tanıtım için. Ne yapmalı o zaman? Geriye kalıyor tek tarihimiz, tarihi zenginliklerimiz. Onları da koruyamıyoruz, tanıtamıyoruz, ortaya çıkaramıyoruz. Başta Maşat Hüyük’ten çıkan ve diğer tarihi eserlerimiz Ankara Tokat müzelerini süslüyor. Tahsin Özgüç Hoca: “Her eser bulunduğu, çıktığı yerde sergilenmeli” demişti bize. Diyorum ki ey hemşehrilerim, ey Zileli işadamları; Ey Zile derneklerinin yöneticileri, ey her mevki ve makamdaki Zileli bürokratlar; Hepimizin vefa borcu var, anamızın atamızın yattığı, yaşadığı, doğduğumuz, havasını teneffüs ettiğimiz bu topraklara, bu hemşerilerimize, bu gençlere…
Size yatırım yapın demiyoruz, fabrika kurun demiyoruz. Teklifimiz şu; bir araya gelinsin. Tarihi değerlerimizi gün yüzüne çıkaralım. Anfitiyatronun resmi ve bilimsel olarak kazısını yaptırarak gün yüzüne çıkartalım. Evliya Çelebi Zile Kalesi’nde birkaç sarnıç olduğundan bahsediyor. Çeşitli kaynaklarda da belirtiliyor. Hâttâ Zileliler arasında Pontuslardan kalan bir yeraltı tünelinin Kale’den Namlıhisar’a Aslan Dede’ye çıktığı bile rivayet ediliyor. Hamam Tepesi’nin önemli bir tarihi yer olduğuna dikkat çekiliyor. Hüseyin Gazi Tepesi yamaçlarında büyük bir mağara olduğu söyleniyor.
Kale’de de bilimsel bir kazı yapılmasını sağlayabilirsek, Charles Texier’in de belirttiği antik çağa ait pek çok bulgular elde edilebilir. Evliya Çelebi’nin bahsettiği diğer sarnıçlar, belki de söylenti olan tünel ortaya çıkabilir. Belki de hiç beklemediğimiz Zile’yi Ballıca Mağarası gibi turizm merkezi haline getirecek eserler ortaya çıkabilir. Anaitis Meshebi’nin tapınak kalıntıları çıkabilir. Gerekirse Devletin izni ile üniversitelerimiz, bilim adamları gözetiminde Kale’nin içi karış karış kazılmalıdır.Unutulmasın ki Cahit Öztelli Hocamızın bulduğu bir tablet bize Maşat Hüyüğü kazandırdı. Bunların ortaya çıkması demek; turizm yönünden Zile’nin, turların Amasya’dan Tokat’a transit geçmesini önlemek demektir. Peki bunu nasıl sağlayacağız. Nasıl yapacağız. İşte bizim de istediğimiz yardım ve işbirliği burada. Valilik, Belediye veya Kaymakamlık, veyahut Zile dernekleri aracılığıyla bir platform oluşturularak Zileliler bir araya gelmeli, Zileli bürokrat ve bilim adamları bürokratik işlemler için üniversitelerle görüşmeler yapmalı ve bu kazı işleri bir plan ve programa bağlanmalıdır. İşte aylarca sürebilecek kazılarla ilgili masraflar için Zileli işadamlarının sponsor olması gerekmektedir. Bu organizasyon ve iş adamlarımızın sponsorluğu sağlanabilirse bunun başarılacağına inanıyoruz. Yine buna paralel olarak bürokratlarımız, aydınlarımız, derneklerimiz çevrelerinden, büyük şirketlerle ikili ilişkilerle, sponsorluklarını sağlayarak, isim ve plaketi yazılarak bir veya birkaç tarihi evin restorasyonunu sağlayabilirler. Buna paralel olarak iş adamlarımız da seçilecek bir sokaktaki evlerin restorasyonuna destek verebilirler. Arkadaşım Kamil Yaşar Paşay’ın çalışmalarıyla ortaya çıkarılan Sezar’ın meşhur “Veni Vidi Vici” sözünü söylediği savaş alanının tanıtımı için haritalara
göre savaş alanı kabartmalı olarak kalede sergilenmek, bu arazide tabelalar dikmek, savaşın safhaları yazılmak suretiyle Zile’nin tanıtımına katkıda bulunulabilir. Tarihi Türk Evleri sempozyumunda da teklif edildiği üzere savaşın geçtiği ayın haftası (2 Ağustos) “Veni Vidi Vici” haftası ilan edilerek posterlerle, büyük gazete ve televizyonlara servis yapılarak Zile’nin tanıtımı yapılabilir. O hafta hem Zile’nin otobüslerine, hem de Tokat otobüslerine bu “Veni Vidi Vici-Zile” posterleri asılarak, tanıtıma katkı sağlanabilir. Buna dudak bükenler olabilecektir. Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Havva Işık’ın bir konuşmasını, birkaç yıl önce Hürriyet Gazetesi “Sezar’ın Veni Vidi Vici sözü Zile’den çıkmış” diye iddiada bulundu şeklinde verdi. Yani Hürriyet muhabirinin bile bundan haberi yeni olmuş ve iddia etti, öne sürdü ibaresi kullanmıştır. (Hürriyet 21.9.2002) Duyuramamışız demek ki Zile’yi, yapamamışız Zile’nin reklamını…Bu tanıtıma bilim çevrelerinin, üniversitelerin, ülke çapındaki kültür derneklerinin katılımıyla gerçekleştirilecek, panel, sempozyum ile destek sağlanabilir.Zile’nin köylerini karış karış gezerek hüyük ve tümülüslerini inceleyen İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Özsait emekli olmasına rağmen o kadar Zile sevdalısı ki, Türkiye Bilimsel Akademisi’nde (TÜBA) yapacağı Zile tanıtımı için çalışmalarını devam ettirmektedir. Hocamız 2005 yılı Temmuz sonlarında İğdir’de yaptığı ikinci inceleme sırasında kaya mezarlarının mermer ocağı bahanesiyle tahrip edildiğini görünce kahrolur. Sevindiği taraf ise İğdirlilerin bu kültür katliamına dur demeleridir. Hocamızın, İğdir kaya mezarları, (16 adet olup dördü bu incelemede bulunmuştur) antik hamam kompleksi ve adak nişleri olan bu yerin tarihi önemi sebebiyle mutlaka tarihi milli kültür parkı ilan edilmesi yolunda raporu bulunmakta olup bu yolda uğraş vermektedir.
Mehmet Özsait Hocamız gibi Prof. Dr. Tahsin ve Nimet Özgüç’ler, Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. İsmet Okyay, Mimar Sinan Üniversitesi’nden, Prof Dr. Cengiz Eruzun, Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr.Halit Çal, tarihçi araştırmacı-yazar Necdet Sakaoğlu gibi Zile’yi iyi tanıyan ve Zile’ye bir şeyler yapmak isteyen bilim adamları var.
Valilik, Belediye, Kaymakamlık veya Zile derneklerinin Zile, İstanbul veya Kızılcahamam’da düzenleyeceği “Zile Tarihi ve Zile’de Kültür Varlıkları” konulu bir toplantı düzenlenmesinde hem Zileli hem de yukarıda ismini verdiğimiz bilim adamlarının büyük katkısı olacağına inanıyorum.
Bunların hepsini bir koordine içinde, fedakarlık, azim ve kararlılıkla ve de zenginlerimizin maddi desteğiyle yapabilirsek hiç değilse turizm sayesinde hem Zile tanınır, hem Zileliye bir geçim desteği çıkar. Biz burada bir araştırmacı olarak bunları söylüyoruz, yazıyoruz. Gönüllü olarak da görev almaya hazırız.
Bugüne kadar Zile’nin tarihi eserleriyle kültürüyle ilgili vilayetimiz Tokat yöneticilerinden çok büyük yardım ve destek aldığımız söylenemez. Tokat tanıtımlarında, ilçelere fazla önem verildiği söylenir mi bilmiyorum. Yukarıdaki projelerde Tokat Valiliği ve kamu kurumlarının desteğini beklemek hakkımızdır diyorum. Hiç değilse şu savaş alanı projesine, Tokat sahip çıksın diyoruz.
Ey Zileli hemşerilerimiz, iş adamlarımız, bürokratlarımız, aydınlarımız, öğretmenlerimiz; Zile’nin seksen yıllık makus talihini yenilecekse Zileli olarak bizler yeneceğiz. Başka şansımız yok.
Ya bunları yapacağız elbirliğiyle, ya da hatıralarımızda kalacak eski Zile, kültürümüz, tarihimiz. Tercih bizim sevgili
Zileliler, Zileli İşadamları.Yazan : Bekir ALTINDAL

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2