Yazı Detayı
17 Mayıs 2014 - Cumartesi 13:26 Bu yazı 24350 kez okundu
 
18.YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE ZİLELİ ÂŞIKLAR ZİNCİRİ
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı
mail@mail.com
 
 

İlk adının muhterem anlamına gelen Sılay olduğu, daha sonraları Zele ve değişmelerle Zile biçimine girdiği belirtilmekte olan Zile Anadolu’nun en eski kentlerinden biri olup sanat dünyasına büyük ozanlar katmıştır.

Şeyh Şemseddin Sivâsi adı ile ün yapan 16. yüzyılın tanınmış âlim ve şairi Şemsî, Kâmus-ı Âlem’de adı geçen Muharrem Efendi gibi âlimler bu topraklarda yetişmiştir. Zile ve yöresinde halk şiirimiz yüzyılların içinden usta çırak ilişkisi ile ses vermiş,dilimizin canlılığını koruyup gelişmesinde büyük etken oluş ve bu at sanatını günümüze kopmadan uzanan bir zincir gibi getirmiştir. Öyle ki bu yörelerde yetişen âşıklar Anadolu’nun pek çok dolaşmış; Çorum,Yozgat,Amasya,Sivas hatta Çankırı yörelerinde çırak âşıklar edinmiş;Seyhunî gibi adları anıtlaşan nice saz ustaları yetiştirmişlerdir. Köklü bir halk şiiri geleneği olan Zile’de yetişmiş halk şiiri ustaları arasında bir çok halk ozanı bulunmaktadır. Günümüzdeki örnekler bizim milletimize özgü bir geleneğin uzantısı olmakla birlikte canlı bir geleneği koruması bakımından dikkat çekicidir.Bu ilçe pekmezi,leblebisi kadar yetiştirdiği halk ozanlar kadarıyla da ünlüdür.Anadolu’nun hiçbir ilçesinde bu kadar çok sayıda âşık yetişmemiştir. Zile’de yetişen ve yakında şiirlerini bir kitap halinde yayımlama çalışmaları içinde bulunduğumuz en eski halk ozanı 1733,1813 yıllar arasında yaşamış Âşık Tâlibî’dir. Gençliğinde kahvecilik yapmış,çevresinde çok sevilip hürmet görmüş fakat çeşitli baskılar nedeniyle sıkıntılı günler geçirmiş bir âşıktır.


“Tâlibî’yim kurtulmadan çileden

Mültezimler öşür alır kileden

En doğrusu kaçmak imiş Zile’den

Hiç gelmemek nûrun âlâ nûr imiş” diyen Tâlibî’nin mezar taşında;

“Ben garip başım garip

Sılada eşim garip

Ölsem mezara girsem

Mezarda taşım garip” dizeleri okunmaktadır.


“Ben de şâd isterim yine gam gelür

Yaram yürektedir kimden em gelür

Gelen günün geçen günden kem gelür

Bir gün şâd olup da güle mi bildim”


diyen Tâlibî; Fedâî, Raşit, Âli ve Esat gibi âşıklara ustalık etmiş, Fedâî gibi ünlü bir âşığı yetiştirmiştir.Fedâî dîvân şiiri yolunda yazdığı şiirlerinden,aruz veznini kullanmadaki becerisinden ve şiirlerinde kullandığı dilden de anlaşılacağı gibi oldukça iyi öğrenim görmüş âşıklardandır.

“Ahireti elden koyma

Cihanı bir pula sayma

Öldürseler ahdden cayma

Sana mûnis ola ikrar

Vurmamış başına maârif tâcı

Hallacı atmamış pamuğu çeci

Sarıp yumak eylememiş ırkacı

Âşıklığın pazarında bezi yok”

biçimindeki ilâhi ve koşma türü şiirlerinde de büyük bir lirizm bulunmaktadır. Tâlibî çıraklarından üzerinde durulması gereken bir halk ozanımız da;

“Zile dilberine meyil vereli

Aklımı başımdan yel aldı gitti

Ayrılık firkati cana ereli

Dîdelerim yaşın sel aldı gitti”

diyen Ali’dir. Âşık Ali’nin çeşitli cönklerde şiirlerine sıkça rastlanmaktadır. Yine bu dönemde yetişen ve Tâlibî’nin arkadaşı olarak bilinen Seferoğlu da usta âşıklardan olup Hatun adlı kadın

âşığın kardeşidir.

“Kul Yusuf’um verdim bir ahdi amân

Ezelden severim olkaşı kemân

Balçığım topraktır inancım Kur’ân

Şimdi sesin tahtın yüce sevdiğim”

diyen 1712-1789 yılları arasında Zile’nin Çayır köyünde yaşayan Kul Yusuf da bu yörede yetişmiş güçlü âşıklardandır.18.yüzyıl sonları ile 19.yüzyıl başlarında yaşadığı sanılan

ve gezginci bir âşık olarak bilinen Sofoğlu’nun;

“Bir kişi de bu mânâyı sırlarsa

Eğer er değildir sırrı yayarsa

Bu dünyada akıllı kim derlerse

Dünyadayken ahretini yapandır”

biçimindeki söyleyişleri Zile’nin Sarıköy’ünde hâlâ hâfızalarda yaşamaktadır. Zile’nin en eski âşıklarından biri de Çaker Efendi’dir.1790’da Zile’de doğmuş ve 1859’da İşkodra’da vefat

etmiş olup Kuruçeşme camii avlusuna defnolmuştur.

“Şairi pür huylukta emsalin senin

Gelmedi zan eylerim vaktisaâdetten beri”

diyen Çaker iyi bir öğrenim görmüş,Arap ve Acem edebiyatlarınıiyi öğrenmiş ve halk şiirinin yanı sıra dîvân tarzında da güzel şiirler yazmış,güzel türünde belli bir olgunluğa ulaşmıştır.

Zile yöresinde mevlidlerde bile sıkça okunan;

“Niçin beğenmezin şehr-i Zile’yi

Şeyhi Ethem Çelebi burada yatmaz mı

Velilerin hocasının ulusu

Koca Kayser Sultan burda yatmaz mı”

biçimindeki Zileli Yatırlar Destanı ile büyük bir ün kazanan Seyid Derviş de gerek Türk halk şiirlerinin,gerekse Zileli âşıklar zincirinin önemli ustalarındandır.1841-1921 yılları arasında yaşayan Kemterî de bu yörede iz bırakan önemli âşıklardan olup şiirleri büyük ölçüde Sivaslı Kemterî’nin şiirleriyle karışmıştır.

“Gökyüzünde turnaların sesi var

Eşinden ayrılmış yaz havası var

Şu garip gönlünüm bir davası var

Turnam böyle niyetiniz nerededir”

biçiminde rahat ve güzel söyleyişi olan bu usta ve gezginci âşık çevrede yetiştirdiği birkaç âşıkla birlikte;

“Uyandım gafletten açtım gözümü

Erenler hakine sürdüm yüzümü

Hak söyletti ben söyledim sözümü

Doksan bin kelama uyan dediler”

diyen oğlu Sefil Edna’yı da yetiştirmiştir.1851-1914 yılları arasında Zile’nin Araplar (Alayurt)

köyünde yaşamış ve hakkında oldukça çeşitli menkıbeler anlatılan;

“Cennette mekân dört köşedir

Dört yerde yanan şişedir

İyiliğin can başadır

Derdime dermana geldim”

biçiminde yumuşak,rahat ve özlü söyleyişleri olan âşık Gülam Haydar’da Zileli Âşıklar zincirinin önemli halkalarından biridir.

5

“Ol Allâh’ı zikredelim

Gel Ali’ye şükredelim

Muhammed’i fikredelim

Cemâlinden ayırmasın”

diyen ve 1854-1914 yılları arasında yaşamış,Bektaşi bir âşık olan Fikrî ile 1865-1935 yılları arasında Zile’nin Şıh Köyü’nde yaşamış çevrede ermişliğine ve kerametlerine inanılıp hakkında

pek çok menkıbeler anlatılan Sırrı Baba;

“Cânânım aşkından kalan intizar

Ciğerim yanar dillerim sızlar

Sevdiğim sohbetin kalsın yadigâr

Ne çâre ayrılık zamanı geldi”

biçimindeki şiirleri ile anılan âşıklardandır. Şiirleri mahlas karışıklı nedeniyle Malatyalı Sadık

Baba’nın şiirleriyle karıştığı bilinen;

“Her akşam her sabah yalvarır idim

Gül yüzlü efendim sen eyle yardım

Küllü kusurumla huzura geldim

Gel ağlatma güldür insan içinde”

gibi olgun şiirleri olan 19. yüzyıl Zile’nin güçlü âşıklarından Sadık da üzerinde durulması gereken önemli saz ve söz ustalarındandır. Kimi araştırmacılar tarafından kadın olduğu ileri sürülen,hayatı üzerine fazla bilgi edinilemeyen fakat Cemalettin Çelebi döneminde yaşamış ve onun hizmetinde bulunmuş olduğu belirlenen;

“Talip isen bu manayı ver derler

Veremezsen sana âmâ kör derler”

biçimindeki söyleyişleri ile kâtibî, Zile’nin Karayün Köyü’nden olup;

“Yürüyen duvara dur dedi durdu

Darı çec üstünde namazın kıldı

Kara taşı yamur etti yoğurdu

Kerameti belli ere merhaba” biçiminde akıcı şiirleri bulunan Âşık İbrahim ve

”Mümin ol tasdik et nesli hünkârı

Evlâdı Muhammet hem yâdigârı

Bilmekse maksudun iş bu esrarı

Azdırma yolunu Kur’âna gel gel”

biçimindeki söyleyişleri ile tanınan Zile’nin Aköz Köyü’nden Âşık Sıtkı 19. Yüzyıl Zileli âşıkların söz edilmeğe değer görülenlerdendir. Zileli âşıklar içinde Türk Halk Şiirine en kalıcı mührünü vuran Ceyhunî’dir. Asıl adı Çördükoğlu Ömer olan Ceyhunî 1832’de Zile’nin Çıkrıkçı mahallesinde doğmuştur.O Ceyhun Baba adı ile ün yapmış bir âşık olup Erzurumlu Emrah’ın çırağıdır. Ceyhuni pek çok halk ozanı yetiştirmiş Cesurî, Cemalî, Mevcu, Nâgâmî, Ârap Hicrî, İlhamî, Şermî gibi Zileli âşıkların yanı sıra komşu illerde Sivaslı Pesendi ve Yozgatlı Seyhunî’ye ustalık etmiş,döneminde bir ekol olmuştur.

“Kadir mevlam hikmetinden sorulmaz

Kimi kullarını azîz eyledin

Kiminin sözleri zehirden acı

Kimini şekerden lezîz eyledin

Kimine ad verdin ettin suvâri

Kimine vermedin topal himârı

Kimine çok verdin gamı efkârı

Kimini pirinçten temiz eyledin” biçimindeki söyleyişlerle adı belleklerden silinmemektedir.

“Felek senden kime feryâd edeyim

Bir cahil yere düşürdün beni

Başım alıp ne diyâre gideyim

Dost içinde ara düşürdün beni”


diyen ve 1861’de vefat ettiği bilinen Zileli Hacı Eşbaş oğullarından Kâmilî usta âşıklığı yanı sıra iyi bir hattat olarak da isim yapmıştır.

“Fani idim sayrı idim

Ben yarimden ayrı idim

Âşıklardan ayrı idim

Gayrılardan kemal olmaz” gibi deyişleri olan 19. yüzyıl Zileli ozanlardan Âşık Fânî’yi Ârifi gibi iyi bir saz ustası,söz ustası yetiştirmiş olmasından dolayı şükranla anmak gerekir. Zile’nin eski ailelerinden Tekkeşinzade’lerden Ârifi de 1831,1912 yılları arasında yaşamış Zile’de yetişen âşıklar zincirinin en önemli halkalarından biridir.

“Ârif der Zile’den işte ben gittim

Atayı anayı cümle terk ettim

Dost ile her muhabbeti tükettim

Gittiğimden nâşı gurbet ellere”

eyişinden de anlaşıldığı gibi küçük yaşta gurbete gitmiş fakat daha sonra dönerek Zile’de vefât etmiştir.Ârifi’nin yakın arkadaşı olarak biline 19. yüzyıl âşıklarından Talat da;

“Talat’ı perişan eyleyen dilber

Dilerim Mevlâ’dan perişan olsun

Beni koyup gurbet ele gidersen

Yolunun üstü boz duman olsun”

biçiminde söyleyişleri ile sevdadan yana başı dertte olanlardandır.

“Meyletme dünyanın yoktur vefası

Daima ziyandır olmaz sefası

Bir gün fânî olur cümle eşyası

Cihânın sırrını sübhan’da buldum”

gibi özlü ve olgun söyleyişleri olan 1850-1915 yılları arasında yaşamış Dabak Hürremî,

“Kâmil boşuna göz yaşın döker

Feleğe kahredip başını büker

Olur olmazların kahrını çeker

Gönül sana yazık örselenirsin”

diyen Palanlıoğlullarından Kâmil,1870-1915 yıllarında yaşayıp iyi bir medrese öğrenimi gören ve aynı zamanda iyi bir hattat olan Rifat,Huzur hocalarından olup Zile’de yetişen sayılı âlimlerden 1851 yılında sağ olduğu bilinen Ahmet Hürremî,doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte bir şiirin altında geçen tarihten 1903 yılında sağ olduğu bilinen Hulûsî,çok kültürlü bir kişi olan ve 1859-1927 yılları arasında yaşayıp hem divân,hem halk edebiyatı kolunda ürünler veren Lütfî ve

“Bir kişi ne kadar okumuş olsa

Gönderdiği nâmesinden bellidir

İsterse âlemin sırrını bilse

Kişizâde söğmesinden bellidir”

diyen Nevcî aıd ile ün yapmış Tahtabacak Mehmet Zile ve yöresinde gönüllerden,belleklerden adı ve izi silinmeyen söz ustası,saz ustası yürek adamları olup köklü bir âşıklık geleneğinin büyük ustalarıdır. Bugün Tokat’a ,eskiden Zile’ye,bağlı Artovan’ın Tuzla köyünde 1870’te dünyaya gelen ve hayatının büyük bir bölümü Zile köylerinde geçip 1933’te Tokat’ın Fecirgen köyünde vefât eden Zefil Nemcî de bu yörede sazına ses veren unutulmayan âşıklardandır.

Eserleri tarafımızdan bir kitap haline getirilmekte olan Necmî;

“Zefil Necmî dünya bana dar oldu

Mâsiva elinden işim zor oldu

Feryâd-ı figânım âh-ı zâr oldu

Saz oldu vücudum tel ne ilâzım”

biçimindeki söyleyişi ile ustalığını,şiirde ne kadar özlü bir söyleyişe erdiğini bir kaç mısrada ortaya koyabilmektedir. Yine mülkî taksimattan önce Zile’ye bağlı Artova’nın Bayazit köyünde 1843-1919 yılları arasında yaşamış;

“Yaramız mahlûkun yeri cehennem

İmânı ikrârı bilen az kaldı

Ârifin kelamı doğrudur her dem

Doğrusun söylesen alan az kaldı”

biçiminde söyleyişleri olan Demânî Baba da adından söz edilmesi gereken usta âşıklardandır. 1882-1942 yılları arasında Zile’nin Çiftlik köyünde yaşayıp Sırrı Baba’dan nasip olmuş onun yanında yetişmiş ve

“Pazarlık eylersen ustayla eyle

Dükkânı boş çürük hanı ne eylersin

Eylersen iyinin methini eyle

Çerçinin sattığı neylersin”

biçiminde olgun söyleyişleri olan bir âşığımız da Nurettin Seyfi’dir. Halen hayatta olmayan son dönem âşıklarında;

“Ey felek çarhında çevirdin beni

Yıkılmaz kale iken devirdin beni

Çileli dünyaya getirdin beni

Görüşürüm elbet mahşer gününde”

diyen Tayip,1917’de Damıdere köyünde dünyaya gelip 1952’de yaşamını yitiren Sefil Sadık,1922-1976 yıllarında yoksul bir hayat süren Âşık İskânî,1932-1979 yılları arsında yaşayan Sefil Etnâ’nın çırağı Remzânî de 18. yüzyıldan günümüze Zileli âşıklar zincirinin birer halkasını teşkil eden âşıklardandır.

“İsmim Âşık Sadık dedem Kemterî

Er olanlar sever böyle erleri

Bulamadım sizin gibi bir yâri

Merhaba sevdiğim safa geldiniz”

diyen Kemterî’nin torunu Sadık Doğanay radyolardan mahalli sanatçı olarak adını bildiğimiz ve bazı değişlerinin çeşitli sanatçılar tarafından radyo ve televizyona sıkça söylendiği önemli âşıklarından biridir. 1933-1979 yılları arasında yaşayan Sadık Doğanay doğuştan iki gözü dekör olan bir âşık olup saz ve keman çalabilen ve can gözü ile görüp gönüllere girebilen Zile’de yetişen âşıkların son ustalarındandır. Asıl adı Nuri Özcan olup 1925-1983 yılları arasında

yaşayan Gülâmî de;

“Felek bana etmediğin ne kaldı

Neyine merhaba neyine selâm

Aldatıp da ütmediğin ne kaldı

Neyine merhaba neyine selâm”

gibi deyişleri eserleri ile bâki kalan bu yöredeki saz ustaları kervanın bir halkasını oluşturan seslerdendir.Araştırmalarımız sırasında Zile’de yetişmiş yüzlerce âşık arasında kadın şıklara,âşık bacılara da rastladık.Bunlardan 1890-1953 yılları arasında Zile’nin Alayurt köyünde yaşamış olan

Zikriye;

“Bülbüller ötüşür sesleri goyuk

Elleri koynunda boynumuz buruk

Ne kadar öğersen hepsine lâyık

Nazlı yâri gamlı gördüm düşümde”

biçimindeki söyleyişi ile dikkâti çeken ve üzerinde durulması gereken âşıklardan olup;doğum tarihi bilinmemekle beraber 1936’da vefât eden Büryan Ana’da Zile’nin Palanlı köyünde

ermişliğine inanılarak

“Ey Büryan bize yolculuk düştü

Lokmalar haloldu çiğlerde pişti

Yetmiş iki millet isteği seçti

Gelin helallaşak ben gider oldum”


gibi şiirler ezbere söylenip hakkında pek çok menkıbeler anlatılan âşık bacılarındandır. Buraya kadar halen hayatta olmaya ve eserlerini elde edebildiğimiz Zileli âşıklardan söz ettik.Bunların dışında Zile’de yetişmiş 18.yüzyıldan günümüze Zileli âşıklar zincirinde eser bulamadığımız,ama varlıklarını bildiğimiz Agâhî,Memüğün Hüseyin,Âşık Saftî,Çubukçu Salih Baba,Yiğit,Sarı Derviş,Gurap Ali gibi âşıkların olduğunu da zikretmeden geçemeyeceğiz.Diri baş dirliğini bulur derler. Bu nedenle hayatta olmayan âşıkların eserlerinin öncelikle su yüzüne çıkarılması gerektiği görüşü yaygın olarak söylenmekle birlikte “Gürgenden kaşık,zenginden âşık olmaz” diyen Zefil Nemcî ‘nin de işaret ettiği gibi bizim âşıklarımız fakir insanlardır. Seslerini duyurma imkânları günümüzde de oldukça kısıtlıdır.Bu nedenle hem tebliğimiz adı münasebetiyle hem de araştırmacılara bir işaret olması açısından halen Zile ve yöresinde sazına ses verip yaşayan âşıklarımızı da belirteceğiz. Halk ozanlığının okulu yoktur, sevdâsı vardır bu yörede.On yıldır gelmiş geçmiş Zileli âşıkları araştırırken bu sevdânın derinliğini yakından duyduk,ustalık geleneğinin en güzel
örneklerini yakından gördük. Yüzlerce usta malı şiirleri, eski ozanların deyişlerini ezbere söyleyebilen ve bugün seksen yaşında bulunan, çevre de Âşık Kasım,Çakır Kasım gibi adlarla yaşayan Zileli âşıkların en yaşlısıdır. “

Sefil Kasım hangi duvar taşısın

Bükülmüş belin hem de yaşlısın

Yaşadığın ömründe de suçlusun

Affetmek kırar mı şanını felek”

biçimindeki söyleyişi ile ustalığın en güzel örneğini göstermektedir.Dinleyenlere söylediği içli deyişleri ve usta mızrabı ile iç geçirten güçlü âşıklarımızdan biri de Söylerî’dir. Söylerî ; atışmaları, muammaları, lebdeğmezdeki ustalığı,ve sazındaki âhengi ile çevrede en usta âşıklardan olarak bilinir.

“Kaynârî’yi etti deli

Çatık kaşı ince beli

Aşkın için sarı teli

Sazındaki tel olmaz mı“

diyen Kaynâri de bu yörede halen coşkun akan bir sel gibi çağlayıp durmaktadır. Zile’nin usta âşıklarından Alîm, Kul Ali mahlasını kullanan Ali Söyleyen, Yıldırım Hikmetî mahlasını kullanan Ali Demircan, İskânî’ nin oğlu Ali Tokgöz ve

“ Gafillerin meclisine varırsan

Aklı ermez gözü görmez konuşur

Bâtın ilminden haberi olmayan

Ağmâ kördür gözü görmez konuşur”

diyen Ali Bayar bu yöredeki Ali adlı günümüz âşıklarındandır.

Zile Destanı’nda ;

“ Çarşısı pazarı bahçe bağ gibi

Zümrütten bezenmiş yeşil ağ gibi

Her taraf mis kokar gülden yağ gibi

Görmeyince olmaz güzel Zile’yi “ diyen 72 yaşındaki Abdullah Şankaynağı ve

“ Gurbet elde bilmedik iş olur

Etin severnice vahşî kuş olur

Ahu gözde incelenmiş yaş olur

Eylen cânân eylen gitme dön geri

Turnam gel seninle haberleşelim

Gelip görmemek var helalaşalım

İstersen beraber dağlar aşalım

Eylen cânân eylen gitme dön geri”

biçiminde ustaca söyleşin zirvesine ulaşmış 63 yaşındaki Âşık Lütfî Gerçek, 18.yy’dan beri süre gelen âşıklar zincirinin güçlü halkalarındandır. Bu yörede yaşayan;

“Cahil ile yoldaş olma ey kardeş

Cahil,masum başa belâ getirir

Cahil kişilerle olmayın sırdaş

Bir gün sırlarını dilegetirir”

diyen Gariban Tabşırmalı Şükrü Carus’da olgun bir söyleyişe sahiptir.

“İlim bir mürşîddir kendin bilene

Bu sözlerden hisse kapıp alana

Sadığın sözünde yoktur yalan ha

Alan alır almayana ne fayda”

diyen 65 yaşındaki Sadık Kaygısuz’la;

“Ey âşık Abdullah niçin kızarsın

Sende bu dünyada niçin gezersin

Bugün canlı isen yarın mezarsın

Ebedî mekânın toprak değil mi”

diyen Abdullah Tibi bu yolda epey emek vermiş Zileli âşıklardandır. Kemterî’nin torunu âşık Hüseyin Sezer de

“Al sazını çık seyrana

Serin meydanda meydanda”

gibi rahat söyleyişi ile soydan gelen sanatkârlığını ustaca sürdürenlerdendir.

“Kalktı gönül kuşu seyrân eyledi

Ne yapsın konmaya dal bulamazsa

Âşık maşukuna elbet yalvarır

Derdini dökecek hâl bulamazsa”

gibi söyleyişleriyle ustalığını belgeleyen Dursun Günel,

“Çok çalıştım bilemedim derdinden

Ayrı kaldım vatanımdan yurdumdan

Pâre pâre olsam kokmam ölümden

Sarayımda baykuş sesi var benim”

sözleri ile Biçâre Musa mahlaslı Musa Taş,Bâkîri mahlaslı Eyüp Gülşen,

“Baharını sevdim gelen yaz ile

Düğününü yaptım elde saz ile

Ben büyüttüm ben besledim naz ile

Geldi de elimden el aldı gitti”

diyen Kemal Doğanay,Âşık Bayram mahlaslı Bayram Sarıoğlu

“Hakiroğlu kurtarsınlar çileden

Palanlıya yol uğratın Zile’den

Bir su için Çivi Köyün gölünden

Orada da mekân tutun turnalar” diyen Hakiroğlu mahlaslı Cemal Demirelli;

“Gelen göçe dünya denen bu handan

Kimisi usanmış şu tatlı candan

Biçâre Köroğlu göçerde burdan

Kimi mezar kazar kimi taş dizer” diye gerçekçi bir söyleyişi olan Biçare mahlaslı Murat Göral’la;

“İlim bir deryâdır boğulma sakın

Gerçekler yolunda bir nişan takın

Çekersin katarı menzilin yakın

Çay menzile yetiremez ol seni”

diyen Deli Cemal mahlaslı Cemal Çelebi halen Zile ve çevre köylerinde doğup yetişen sazı ile sözü ile Türk Halk şiiri geleneğinin Zile’deki usta temsilcileri olarak yaşamaktadırlar. Zile ve köylerinde halk şiiri sevgisi o düzeye ulaşmıştır ki halen aynı köyde yetişmiş birkaç âşık bir arada sazlarına ustaca ses verebilmektedirler.İşte Zile’nin Karşıpınar Köyü’nden;

“İbrahim der yarab gönlüm hoş eyle

Ya bana sabır ver bağrım taş eyle

Ya bir çift kanat ver beni kuş eyle

Yetişeyim dost bağında talan var” diyen usta âşık İbrahim Dilek;

“Âşık Cemal kusur bulma huyuna

Kurban olam kaşlarının yayına

Benim için uğra dostun köyüne

O yârdan bir haber sor seher yeli” gibi yumuşak bir söyleyişi olan Cuma Bektaş;

“Bir garip âşığım yanıktır özüm

Kahbe felek sana değdi mi sözüm

Dertli dertli çalsın bu garip sazım

Söyle benimle derdin ne felek” diyen Hıdır Bektaş ve

Mustafa’m der bitirken sözümü

Dertlerime ortak atim sazımı

Doya doya seyredeyim yüzünü

Yüzünden peçeyi kaldır sevdiğim”

gibi rahat bir söyleyişi olan Mustafa Sağlam aynı köyden ses veren günümüzün genç aşıklarındandır. Ferruzî mahlaslı Feramuz Yünal ile ;

Dik konuşma dostuma anana karşı

Sana bu hayatı veren anadır” diyen Mehmet Coşkun sözü edilmesi gereken âşıklardan olup

“Eminî’yim gerçeklerin övgüsü

Birlik beraberlik insan sevgisi

Dillerinde özgürlüğün türküsü

Telleriyle Cumhuriyet kurdular” gibi coşkun söyleyişleri olan Emini Düştü ve

“Sevini sevini emendim geldim

Beni arkan sıra bıktırma dilber

Gece gündüz hayaline ben yeldim

Beni arkan sıra bıktırma dilber” diyen Kul Aşur mahlaslı Âşur Koçak halen bu yörede yaşayan ve

esrelerini kitap halinde toplamış âşıklarımızdandır. 18. yüzyıldan günümüze uzanan Zileli Âşıklar zincirinin son halkalarından biri de ünlü âşık Kul Semâî’nin eşi Nevruz Bacı’dır. Şüphesiz evveliyatı olmakla birlikte bizim 18. yüzyıldan itibaren konu edindiğimiz Zile ve yöresindeki halk şiiri geleneğinin bu canlılığını daha da korumasını temenni ederken bu âşıkların sosyal güvenceye alınıp sanatlarını daha iyi icrâ edebilme imkânlarına kavuşmalarının gerektiğini de belirtmek isterim.















 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Öne Çıkanlar
HULUSİ SEREZLİ' nin TÜM MAKALELERİ
Ulusal Gazeteler
En Çok Okunanlar
Yazarlarımız
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv