Yazı Detayı
06 Şubat 2008 - Çarşamba 00:00 Bu yazı 26491 kez okundu
 
YÜNLÜ KÖYÜNDE İMAM veya KESİLEN AKASYA AĞAÇLARI
Ahmet Kağızman
mail@mail.com
 
 

Hoca Mehmet Efendi*, mutadı olduğu gibi o gün de abdestini aldı ve sokağa çıktı. ‘’Öğle namazını Dabakhane Camiinde kılarım, sonra da bir iki, esnafla sohbet edip eve dönerim’’ diye düşünüyordu. Odun Pazarı tariki ile Haznedar Sokağı’nı geçip, sağa döndü ve Manifaturacılar Arastası’na doğru yöneldi. Manifaturacılar Arastası’nda, Dabakhane Camisinin giderleri için, camiyi yaptıran tarafından vakfedilmiş olan, sağlı sollu iki sıra ‘’Evkaf dükkanları’’ vardı. Bu dükkanları kiralayan esnaftan alınan kiralar, caminin ihtiyaçları için kullanılırken, altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi misali ve vakfedenin vakıf senedine aykırı olarak, Vakıflar İdaresi tarafından peyderpey satılmaya başlamıştı. Vakfedilen malın başka amaçlarla kullanılması veya satılması halinde vakfedenin arzu ettiği şekilde kullanılamayacağı için ‘’Evkaf Malı almanın büyük bir vebal olacağı, evkaf malı alan kimsenin onmayacağı’’, bizim aile iklimimizde tartışılan ve kabul gören bir konu idi. Öyle ki, İdris Amcam’ın oturduğu dükkan, daha önce Vakıf İdaresinden satın alan kişi tarafından satılığa çıkarmıştı da, İdris Amcam, eskiden vakıf malı olan bir gayrimenkulü, üçüncü şahıstan almanın bile kendisini vebalden kurtaramayacağı endişesini taşımıştı. Konu açılınca aklıma geliverdi
de, bir parantez olarak yazayım dedim.



Başta Dedem (Osman Kağızman), İdris Amcam ve Babamın olmak üzere, Serezli Şükrü Efendinin, Kör Seyfettin’in (Özmen), Katip Ağa’nın (Abdullah Şankaynağı), Etem Ağa’nın (Sargın), Rahmi Ağa’nın (Özdemir), Halil Emmi’nin Hafızın (Terzi Halil Sezgi), Yakacıklı Nuri Efendi’nin, Basri Ağa’nın, Uncuoğlu Ahmet Efendi’nin, Şakir Ağa’nın (Oğuz), Yüncüoğlu Ahmet Efendinin, Şerif Ağa’nın (Türkyılmaz), Süleyman Efendi’nin, (Türkyılmaz) Yeni Müslümanlı Salif Efendi’nin (Özkısa) Seyit Köfte’nin, Mescioğlu Rahmi Efendi’nin, Erzincanlı Şükrü Emmi’nin, Teke Ahmetoğlu Ahmet’in (Ahmet Teke) ve maalesef, yakınları bağışlasınlar, isimlerini hatırlayamadığım, Zile’nin belli başlı maruf esnaf ve eşraflarının dükkanlarının da bulunduğu ve çocukluğumun geçtiği bu sokakta, karşılıklı dikilmiş akasya ağaçlarının dalları zamanla büyüyüp birbirine kavuştuğundan, ilkbahar mevsiminde dalları yapraklanınca, fotoğraflık bir manzara oluşturur, özellikle de bu ağaçlar çiçek açtığında, arastayı nefis bir akasya kokusu kaplardı. Arastadan aşağı inerken, yeşil bir ağaç tünelinden geçiyor gibi hissederdim kendimi. Arasta, vakıf dükkanları, akasya ağaçları deyince, bir yaram depreşti hemen; durun size de anlatayım:
Sevgili dostlarım, Bu akasyalar, ne yazık ki şimdi yoklar…
Bana anlatıldığı kadarıyla, bir dönem Zile’de belediye başkanlığı yapan – (Aradan kırk yıla yakın bir zaman geçtiğinden, isminin yazılmış olması onu siyaseten tenkit anlamı taşımayacağından, adını yazmakta beis görmediğim) Sevgili Kardeşimiz Nurettin Türkyılmaz’ın, niçin yaptığını hala anlayamadığım bir sebeple ve bu sokakta dükkanları olan, olmayan esnafların karşı koymalarına, o güzelim sokağa renk veren, özellik katan ağaçların kesilmesine mani olmak istemelerine, hatta Başkanla aralarında münakaşaya varacak ölçüde tartışmalarına rağmen, Nurettin Kardeşimiz inadından vazgeçmemişti. Bununla birlikte, işin biraz büyüyeceğini de anlamış olmalı ki, siyasi bir taktikle, sanki bu düşüncesinden vazgeçmiş gibi yapmış ve arayı biraz soğutarak, işi zamana havale etmek istemiş. Bu hadisenin oluşundan bir müddet sonra ve zamanın geldiğine karar verdiği bir gün, esnafın yine karşı çıkacağını, hatta direneceğini varsayarak, bu sefer de mesai saatlerinde değil de, bir gece yarısından sonra Belediye’nin adamlarını arastaya gönderip, sokaktaki bütün ağaçları dibinden kestirmiş.
Ağaçların kesilmesinden epey sonra, bir vesile ile Zile’ye gittiğimde bütün tüyleri yolunmuş olarak sokağa salınmış kalmış tavuk misali cascavlak sokağı görünce kolum kanadım kırılmışçasına içim sızlamış, sokağın başında elimi arkama atıp dakikalarca öylece bakakalmıştım.

Neyse biz yine hikayemize dönelim.
Hoca Mehmet Efendi, daha arastaya yeni girmişti ki, dükkanından çıkan bir esnafı fark etti. Adamla gözgöze        
geldiler.         
-- ‘’Hoca Efendi, ben de seni arayacaktım. Buyurun bir kahve ikram edeyim size’’ diyerek dükkanına davet etti.         
Bu kişi, arastada ‘Pırtıcı’’lık yapan bir esnaftı. Zile’de o zamanlar manifaturacılık yapanlara ‘’pırtıcı’’ diyorlardı. Dükkana girdi, gösterilen ipli iskembiye oturdu. Birbirlerine hal hatır sordular.
-- ‘’Kahveni nasıl içersin’’? dedi, Mehmet Efendi’ye. Hoca,
-- ‘’Yok, ben kahve içmeyeyim, eğer varsa bir çay içeyim’’ diye cevap verdi. Bunun üzerine dükkan sahibi,
-- ‘’Oğlum bize iki tane çay söyle’’ dedi dükkanda çalışan oğluna. Çocuk dışarı çıktı, dükkanın önündeki akasya ağacından sallanan ipi tutarak, üç defa aşağıya doğru çekti, salladı. İpin ucu, onbeş, yirmi dükkan aşağıda, çıkmazdaki çay ocağının önündeki çıngırağa bağlıydı.
Çıngırağın sesini duyan kahveci dışarı çıktı, ipin hizasından yukarıyı şöyle bir süzdü. Kahveci çocuğu, çocuk da kahveciyi görmüştü. Çocuk, kolunu başının üstüne kadar iki defa kaldırıp yere doğru indirdi. Maksat hasıl olmuş, iki taraf da amaçlarına kavuşmuşlardı. Bu işaret, taraflar için malum olan anlaşma şekli idi ve Türk’ün keskin zekası ile bulduğu pratik bir
çözümdü bu anlaşma yöntemi…
Esnaf, zamanla teknolojiden istifade edip, bir ara düafon kullanırken, şimdilerde, telefonla hallediyor misafirlerine çay söyleme işini...
Daha beş dakika geçmeden iki bardak demli çay, manifaturacının tezgahının üzerine konmuştu. Kahveci tabisinin, bardağın içine koymak istediği şekerleri hemen elinden kaptı Hoca Mehmet Efendi.
-- ’’Şekerleri bana ver oğlum. Ben kıtlama içerim. Hem bu küçük parça bana yeter‘’ diyerek nohut büyüklüğündeki şekeri aldı, ağzına atıp, dilinin altında, uygun bir yere yerleştirdi ve bir yudum çekti çaydan.
- ‘’Oh…. Çay da tazeymiş.’’
Bu arada Esnaf bir şeyler anlatmak istediğini ihsas ettirmeye çalışır gibiydi. Lafa nereden başlayacağının hesabını yapıyordu sanki.
-- ‘’Hoca Efendi’’ dedi, ‘’Sana bir şey söyleyeceğim. Bizim köylüler, köydeki camide imamlık yapar mı, diye sormamı istediler, ne dersin’’?
Bizim köylüler dediği, Yünlü Köyü’nün halkı idi. Esnaf o köyden değildi ama, Yülü’lüler alışverişlerini kendisinden yaptıkları için, bu köyü kendi köyü gibi benimsemişti. Yedisinden yetmişine kadar, çoluk çocuk herkesi tanırdı. Köyde ne olup bittiyse ilk duyanlardan biri, O olurdu hep… Ağa diye gelip danışanlara akıl verir, küsülüleri barıştırır, ihtilaflarında ehlivukufluk yapardı. Sıkışanlara nakdi yardımda bulunur, hastalarının önüne düşer, onları doktora götürür, ilaçlarını almalarına yardım eder, iyileşinceye kadar da evini açardı. Bütün yıl boyu kendisinden aldıkları basmanın, pazenin, kaput bezinin parasını alacak defterine kaydeder, harman sonu da tahsil ederdi. Köylülerin posta adresi de bu dükkandı. Postacı Yünlü’lülere gelen mektupları bu dükkana bırakır, O da bir gelenle sahibine ulaştırırdı. Yani ‘’ağa’’ köyün her şeyiydi. Köylüler O’na ağa derlerdi de, ben de onun için ağa ifadesini kullandım; yoksa Doğu ve Güney Doğu Anadolu’daki Ağalar gibi olduğundan değil…
-- ‘’Hem diyorlar ki, çocuklara dinlerini, diyanetlerini öğretir ve hem de namazlarımızı kıldırır’’ Caminin imamı yaşlandığı için bu yıl sözleşmesini yenilememiş, memleketine geri dönmüş. Şayet kabul ederseniz hemen de işe başlarsınız, zira cami imamsız kalmış. Merak etmeyiniz, köyde size yatıp kalkmanız için bir de yer ayarlayacaklar.
Bütün bunlar olurken, çayları getiren tabi içeri girmiş, boşalan bardakları topluyordu. Hoca Mehmet Efendinin önündeki bardağı alırken,
-- ‘’Afiyet olsun emmi’’ dedi, Hocaya hitaben. Hoca da sağol kabilinde başını eğdi tabiye. Bardakları ve şekerdenliği çay tepsisine koyan tabi, tam dükkandan çıkıyordu ki, dükkan sahibi seslendi,
-- ‘’Oğlum çayları çizmedin.’’ Tabi durdu, başını geri çevirdi,
-- ‘’Ustam bunlara para alma, dobaçtan olsun, ben biraz sonra hesap görmeye gideceğim dedi’’ diyerek dükkandan çıkıp gitti.
Zile’de o zamanlar, hatta benim çocukluğumda da, çarşıdaki çay ocakları hafta boyu esnafa sattıkları çayların hesabını, dükkanın bir yerine, (özellikle de kapının arkasında bir yere) devamlı kulaklarında taşıdıkları tebeşirle, getirdikleri çay ve kahve adedince bir çizik çizer, hafta sonunda da bu çizgileri sayarak alacaklarının hesabını yapıp tahsil ederlerdi. Bütün bu işlemler yapılırken, çizilmesi gereken çizgi sayısından tek bir fazla çizgi çizilmeyeceğine, esnafın güveni tamdı. Buna en pipirikli tanınan esnaf da dahildi. Bununla birlikte kahveci de, kendisinin çizdiği çizgilerin bir tanesinin bile silinmeyeceğinden bir o kadar emindi. Çay bir çizgi, kahve ile gazoz da iki çizgi idi benim çocukluğumda. Hesap almaya geldiklerinde, ikram olarak da, o an dükkanda ne kadar adam varsa , o kadar çayı, Dobaçtan ikram diyerek gönderirlerdi.
Şimdi daha iyi anlıyorum ki, para ödeyip hesap kesen müşterilerine jest yaparlarmış kahveciler. İşte bu sebepledir ki, kahvecinin adamı, ustasının da talimatıyla çayları çizmemişti.
Yapılan bu teklif Hoca Mehmet Efendinin hiç aklından, hayalinden geçmeyen bir şeydi.
-- ‘’Düşüneyim bir hele, birader ile de görüşmem lazım. Kararımı size en kısa zamanda bildiririm’’ dedi. Bu sırada Tabakhane Camii müezzini öğle ezanını okumaya başlamıştı. Kalkmak üzere bir hamle yaptı, tokalaştılar ve dükkandan çıktı.
Şeytan aklına girmişti, hep yapılan teklifi düşünüyordu ve dolayısıyla da namaza bir türlü konsantre olamıyordu. Bu haleti ruhiye ile namazı bitirdi ama, kıldığı namazı O da beğenmemişti. Camiden çıktı, eve doğru yöneldi.
Hoca Mehmet Efendi, kendisine yapılan teklifi kardeşi Reşit ile de tartışarak, on gün içinde Yünlü Köyü’ndeki imamet görevine başlamıştı bile. Hem camide köylülere namazlarını kıldırıyor, hem de gerek kendilerine ve gerekse çocuklarına din ve diyanet konusunda dersler veriyordu. Köyde O’na küçük bir de ev tahsis etmişlerdi. Ailesini köye getirmemişti. Haftanın bazı günlerinde Zile’ye iniyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, çocukları ve ailesi ile hasret gideriyordu.
Yünlü, Zile’nin şehre en yakın köylerindendir. Ulukavak Mevkii’ndeki bağlar bitip, Altıağac’a doğru tırmandınız mı, Yünlü’ye gelmiş sayardınız kendinizi. Zile’ye nazaran epey yüksekte olan köyden Zile, tabak gibi önünüze serilirdi.
Üç yıl kaldığı bu köyde Onu çok sevmişler ve saymışlardı. Babamın manifaturacılık yaptığı ileriki yıllarda, bizim dükkana alışveriş için veya iğne yaptırmak için gelen yaşlı Yünlü’lüler, Hoca’nın torunu diyerek Babama ayrı bir yakınlık gösterirler, Dedesinin iyiliklerinden güzelliklerinden bahsederler, O’nun hatırına hediye olarak getirdikleri sitil sitil yoğurtları, sütleri bırakırlardı usulca dükkanın bir köşesine.
Tabii Babam da altta kalır mı hiç, boşalan yoğurt ve süt kaplarının içini şekerle, pirinçle, sabunla doldurur da öyle geri verirdi.  Yazan: Ahmet Kağızman

* Hoca Mehmet Efendi : Babamın anne tarafından Dedesi.
Hatırlayamayanlar için:
* Tarik : Yol.
*Arasta : Aynı iş kolundaki dükkanların bulunduğu çarşı.
* İskembi : Ağaçtan yapılmış oturma yeri, iple örülmüş olan sandalye
* Tabi : Çay kahve dağıtan kişi. ( A. Uzun okunur)
* Küsülü : Küs,
* Kıtlama : Şekerin bardağa atılmadan, ağza alınarak çayın içilme usulü.
* Şekerdenlik : Şekerlik.
* İmamet : İmamlık görevi.
* Sitil : Küçük bakraç.
* Dobaç : Kahvecilerin su kaynattıkları, semaver işlevi gören teneke hazne.
* Pipirik : Şüpheci. Müvesvis.

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Öne Çıkanlar
HULUSİ SEREZLİ' nin TÜM MAKALELERİ
Ulusal Gazeteler
En Çok Okunanlar
Yazarlarımız
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
12
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
13
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
14
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
15
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
16
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
17
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
18
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
19
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
20
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
21
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
22
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
23
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
24
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
25
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
26
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
27
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv