Yazı Detayı
21 Eylül 2009 - Pazartesi 00:00 Bu yazı 10788 kez okundu
 
EŞŞEK BABA TÜRBESİ
Ali Cebeci
acebeci60@gmail.com
 
 
Yazımın başlığı size ilginç gelebilir. Hikayeyi dinleyince bana da ilginç gelmişti. Hikayenin doğruluğunu bilemem. Fakat verdiği mesaj çok anlamlı, oldukça da manidar.
       Öykünün geçtiği yer Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinin ismini bilmediğim bir köyü. İlçede öğretmen olarak çalıştığım yıllarda Gümüşhacıköy’de yaşayan birinden dinlemiştim. Sizinle paylaşmak istedim.
       1940-50 yılları arası Gümüşhacıköy ilçesinin bir köyünde yoksul bir genç yaşarmış. Kimi kimsesi yokmuş. Bundan dolayı köyde kimse kız vermemiş. Evlenememiş. Yoksul köylünün sadece yaşlı bir eşeği varmış. Onunla dağa gider, odun toplar, taşır, odunları eşeğine yükler, şehre götürür, satar, kazandığı para ile zaruri ihtiyaçlarını karşılarmış. Günler ayları, aylar da yılları kovalar, hep böyle geçermiş.
       Kimi kimsesi olmayan yoksul genç, yine bir gün dağa oduna gitmiş. Topladığı odunları eşeğine yüklemiş. Satmak için şehrin yolunu tutmuş. Yolda kimsecikler yokmuş. Aniden yaşlı eşek ağır yük altında yere çökmüş. Başlamış acı çekerek inlemeye. Fakir köylü telaşlanmış. Hemen eşeğin üzerindeki odunları yıkmış. Hayvanın semerini çözmüş. Acılar içinde inleyen eşek oracıkta ölmüş. Yoksul genç, başını iki elinin arasına alarak başlamış ağlamaya. Sağa bakmış, sola bakmış, yola bakmış, ne gelen var,  ne giden. Hayvanına çok üzülmüş. Nasıl üzülmesin? Dünyadaki tek varlığı eşeğiymiş. Sonunda kazmayı küreği alarak başlamış yol kenarında mezar kazmaya. Ağlaya ağlaya kazdığı çukura eşeğini gömmüş. Toprağı iyice mezar gibi yükseltmiş. Kalın odunlardan hayvanın baş ve ayak ucunu mezar tahtası dikerek tam bir mezar haline getirmiş.
       İşini bitirip gideceği sırada yoldan birileri geçiyormuş. Genç gelenleri görünce mezarın başına çömelmiş. Ellerini açarak duaya durmuş. Gelenler merak edip sormuşlar;
-Başın sağ olsun. Ölen kimdi? Yoksul genç göz yaşları içinde:;
       -Kara toprağa verdiğim dünyadaki tek varlığımdı. Her şeyimdi, varımdı, yoğumdu, dayanağımdı, işimdi, aşımdı. Bana her şeyi o verdi. Mezara koyduğum rızık kapımdı. Bunu duyan yolcular çok üzülmüşler. Sabır dileyip gitmişler.
       Eşeği mezara koyan genç, çaresiz köyüne dönmüş. Günlerce işsiz güçsüz, parasız pulsuz, avare avare gezmiş. Sonunda köyde kimsem kalmadı diyerek gurbete çıkmaya karar vermiş. Ver elini İstanbul. Önceleri büyük şehre alışamamış. Geldiği köyüne hiç mi hiç benzemiyormuş. Ama kararlıymış. Her işde çalışmış. Çalıştıkça kazanmış. Kazandıkça gayrete gelmiş. Bakmış ki köyde iken yılda kazandığını burada bir ayda kazanıyor. Para kazanınca gencin azmi artmış. Para biriktirmeye başlamış. Kısa zamanda yoksulluk gömleğini üzerinden atmış. Helal süt emmiş biriyle evlenmiş. Yurt yuva kurmuş. O da herkes gibi ”doğduğun yer değil,doyduğun yer senin” diyerek ev bark sahibi olmuş. Çoluk çocuğa karışmış, mutlu bir yuvası olmuş. Aradan uzun uzun yıllar geçmiş. Köyünden ayrıldığı yılları parmaklarıyla saymış, bakmış ki yıllar yirmiyi çoktan geçmiş.
       Durumunu düzeltip para pul sahibi olunca bu defa geçmişe özlem duymaya başlamış. Köyü, tozlu yolları, yıkık dökük evleri, hele çalışmaktan nasır tutmuş elleri, bakımsızlıktan çatlamış dudakları olan köyün insanları hasret olup gözünde tüymeye başlamış. Eşine ve çocuklarına, artık dayanamayacağım, memleket gözümde tütüyor, bir gideyim dolaşayım demiş.
       Çıkmış İstanbul’dan yola. Gelmiş Gümüşhacıköy’e, tanıdıklarla kucaklaşmış, muhabbet ederek hasret gidermiş. Köyünü sormuş. Artık köye araba ile gidiliyormuş. Köyünün arabasına binmiş. Araba tıklım tıklım doluymuş, çoğunu da tanımıyormuş. Araba köye doğru yol almaya başlamış. Yoldan giderken kendi kendine “hey gidi günler! Nereden nereye! Eşekle gittiğim yere araba ile gidiyorlar” demiş. Hemen aklına eşeği gelmiş. Gömdüğü yeri dünkü gibi hatırlamış. İçinden “aman şimdi mezarı dümdüz  toprak olmuştur” demiş
       Araba eşeğini gömdüğü yere varınca durmuş. Arabadan insanlar inmeye başlamış. Şöyle camdan dışarıya bakmış. Aman Allah’ım! Bir de ne görsün. Orası yemyeşil ağaçlarla dolu. Yeşilliğin ortasında kırmızı kiremitleri gözüken bir bina. İnsanlar dolup taşıyor, gelenler gidenler. Çok şaşırmış.burası eşeğinin gömüldüğü yer. Dayanamayıp minibüsün sürücüsüne sormuş:
       -Burası neresi? Arabanın sürücüsü;
       -Beyim burası Rızık Baba Türbesi. Adamın şaşkınlığı daha da artmış. 
       -Nasıl yani? Şoför başlamış anlatmaya;
       -Buranın ziyaretçisi çok. Her gün yüzlerce insanı buraya getirip, götürüyoruz. Burada yatan evliya; işi olmayana iş, aşı olmayana aş, eşi olmayana eş, çocuğu olmayana çocuk, hasta olana şifa, ne dilersen ne murat edersen her bir şeyi veriyor, demiş.
       Adamcağız çok şaşırmış. Ziyarete gelenlerle birlikte o da arabadan inmiş. Çevreyi iyice süzüp, aklını başına toplamış. Eşeğini gömdüğü yeri iyice düşünerek hatırlamaya çalışmış. Anlamış ki eşeğini gömdüğü yer, ziyaret yeri. Eşeğinin mezarı üstüne türbe yapmışlar.
       Aklını başına toplamış. Kendi kendine ”aman Allah’ım! Bu ne cehalet. Bu nasıl bir iş? Bunu kim yapmış, bilerek mi bilmeyerek mi yapmış? İnsanlar bilmeden nasıl bir yanlışa düşmüşler?”  Adamcağız oturmuş bir köşeye düşünmeye başlamış. Şimdi ne yapsın? Gerçeği açıklasın mı, yoksa aman! Olan olmuş! Kime ne zararı var deyip çekip gitsin mi? Çok düşünmüş, sonunda karar vermiş “Yazık değil mi? Bunca insanın umutlarına. Kim bilir nerelerden ta buralara gelip umuda yolculuk ediyorlar. Gerçeği açıklayacağım.” diyerek yüksek bir yere çıkıp, biraz korku, biraz heyecan içinde sesi titreyerek;
       -Dostlar beni dinleyin! Size çok önemli bir şey açıklayacağım! diyebilmiş. Sesi duyanlar gelmişler, etrafında toplanmışlar. Adamcağız cesaretini toplayarak;
       -Ziyaret diye geldiğiniz bu yer, evliya diye medet umduğunuz, iş istediğiniz, aş istediğiniz, çocuk dilediğiniz, şifa umduğunuz bu türbede yatan evliya değildir. Adamcağızın “evliya değildir” sözü ağzında dökülünce kalabalıktan bir dalgalanma başlamış. Bağırarak:
       -Sen kimsin? İn misin cin misin1 Nerden gelip nereye gidersin? Bizim evliyamıza nasıl saygısızlık edersin?” Demişler. Adamcağız;
       -Can dostlar! Ne olur beni dinleyin. Ben ne inim ne cinim. Bu yolun ulaştığı köydenim. Yıllar önce köyümden ayrıldım. Şimdi de köyümü ziyarete geldim. Kalabalıktan birisi yüksek sesle;
       -Madem yıllar önce köyünden ayrıldın.ziyarete geldin. Ne hakla bizim evliyamıza laf edersin. Adamcağız cesaretini toplayarak;
       -Yıllar önce ben yoksul bir gençtim. Şehre odun götürürken tam eşeğim burada ölmüştü. Onu çok sevmiştim. Onu buraya gömdüm. Üstüne mezar yaptım. Şimdi türbe yapmışlar. Burada yatan evliya değil benim yaşlı eşeğimdir.
       Adamcağız “burada yatan evliya değil benim eşeğimdir” deyince önce derin bir sessizlik olmuş. Kim ne diyeceğini, ne söyleyeceğini bilememiş. İnsanlar birbirine bakmış. Sonunda kalabalıktan birisi;
       -Ne oluyor yahu. Kim bu adam? Tanıyan bilen var mı? Deli mi, mecnun mu? Nasıl bizim evliyamıza Rızık Baba’mıza hakaret eder? İndirin şu adamı! Der demez. Kalabalık hemen adamcağızı yere indirmişler. Başlamışlar vurrmaya. Tekmelemişler, kafa göz girmişler. Adamcağız aldığı darbelerle kendinden geçmiş. Her yanı kan revan içinde. Kalabalıktan birisi;
       -Siz ne yapıyorsunuz? Evliyanın başında insan dövülür mü, diyerek kalabalığı yatıştırmış. Kanlar içinde kalan adamcağızı alarak Gümüşhacıköy’e sağlık ocağına ulaştırmış. Allahtan adamcağızın aldığı yaralar fazla ciddi değilmiş. Yaralar temizlenmiş, pansuman yapılarak taburcu edilmiş.
       Adamcağız çok şaşırmış. Memlekete geldiğine bin pişman olmuş. Ama bu böyle olmaz demiş. Doğruca ilçe kaymakamlığına gitmiş. Kaymakama olup biteni baştan sona anlatmış.
       İlçe kaymakamı; savcıyı, jandarmayı alarak olay mahalline gitmiş. İncelemeden sonra Rızık Baba Türbesi’ndeki mezarın açılmasına karar vermişler. Mezar açılınca içinden boylu boyunca yatan eşek iskeletinin kemiklerini bulmuşlar. Resmi zabıt tutup, türbeyi mühürlemişler. Olay böylece aydınlığa kavuşmuş.
    Asıl  işin esrarı bundan sonra başlamış. Evliyaya, türbeye inanan halkın arasında bir efsane yayılmış. Güya mezar açıldığında Rızık Baba kendini gizleyerek eşek kılığına girmiş. Mezarı açanlara eşek şeklinde görünmüş. Bu inanış, halk arasında yayılmış. Dilden dile anlatılmış. Sonunda Rızık Baba Türbesinin adı “Eşşek Baba Türbesi olmuş.” Yine geleni gideni ziyaret edeni çok olmuş.
      Bana bu hikayeyi anlatan güzel anlatmıştı... Ben de size naklettim. Yorumu da sizin, çözümü de sizin.
Ali CEBECİ
 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2