Yazı Detayı
11 Eylül 2009 - Cuma 00:00 Bu yazı 16785 kez okundu
 
CÖNKLERİN TOZLU SAYFALARINDA UNUTULAN VE NAMELERİNİ ARAYAN ZİLE TÜRKÜLERİ
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı
mail@mail.com
 
 

Yazının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır.  Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen, yuğ, sığır vb. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. Şaman, kam, oyun baksı, ozan gibi   adlarla anılan kişiler ilk edebi türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır.
 Kam, baskı, ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları, kimi zaman da dini ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir.
Şekillenen bu türküler, değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. Türkü için Azerbaycan’da mahnı, Başkurtlarda halk cırı, Türkmenlerde halk aydımı, Kırgızlarda eldik, Özbeklerde halk koşigi, Uygurlarda nahşa gibi  sözcükler kullanılmıştır.  Değişik Türk boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının  Türke özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır.  Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir.
Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış, halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur.  Oyunlarda, düğünlerde, şölenlerde, savaşlarda hep müzik yerini almış, duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir.  Türk halkının her gittikleri yere bu geleneği taşıdıkları gerçeği, Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir.
Türkler İslamiyeti kabulle,  sazın ana yapısını bozmadan  tür ve sistemlerini geliştirerek sesi, sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır.  İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş, ilâhi, âyin, tapuğ, hikmet, münacat, devriye  vb. dini, tasavvufi türler ortaya çıkmıştır.  Mevlevîler, tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar, Türkçe sözlü  âşık müziğine âyinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmişlerdir. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme, nefes, şathiye, duvaz gibi  yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır.  Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme, taşlama, ağıt koçaklama  adları altında şekillenmiştir.  Türkü ise  topluluk içindeki acıları, sevinçleri, aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle, uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür.
Dertlerimize yoldaş, gizli sevdalarımıza sırdaş olan  türkülere ilgimiz  gençlik   hatta çocukluk yıllarımızda  başlar.  Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur, nice anılar depreşir yüreğimizde. 
Anadolu halkı türkülerle yatmış, türkülerle kalkmış, acısı sevdası  dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır.  Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. Anaların beşik ardında ünlediği  ninniler, nice özlemleri, nice dilekleri dile getiren namesi kendine özgü sazsız türkülerdir.
Anadoluda genç,  bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını, gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır.
Acı günlerde ağıt, evlenmelerde kına türküsü, kahramanlık günlerinde koçaklama, yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü, iş türküsü, hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Kimi zaman esen yelden, kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine.  Türküler, halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır.  Halkımız türkülerle ağlamış, türkülerle gülmüş, yüreğini türkülerle dışa vurmuştur.
Türküler genellikle bir olay sonucu doğar.  Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. Bu  nedenle her türkünün bir nikâyesi vardır.
 Cahit Öztelli'nin dediği gibi "Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir."   Hızır Paşa'nın Pir Sultan'ı zındana attırması olayı;
  "Yürü Bre Hızır Paşa
   Senin de çarkın kırılır"
türküsünü, 1315 doğumluların  Kurtuluş Savaşı'na gidişleri;
  "Hey Onbeşli onbeşli
    Tokat yolları taşlı"
türküsünü, bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı;
  "Bebeğin beşiği çamdan
   Yuvarlandı düştü damdan"
türküsünü, küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı;
  "Sabah olur çocuk gider oyuna
  Oynar oynar taş doldurur koynuna"
türküsünü,  Kızılırmak'ta bir gelinin boğulması olayı;
  "Kızılırmak nettin allı gelini"
türküsünü  yaratan olaylardandır. 
Türkünün doğuşuna neden olan olay  kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem, yurt sevgisi, doğa sevgisi, dini duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte, bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Âşık Garip, Kerem ile Aslı, İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. 
Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. Bunlardan; Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor, Boş beşik, Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve   Bodrum Hakimi,   Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare, Bolu türkülerinden Halimem, Fatsa türkülerinden Hekimoğlu, Ankara türkülerinden  Misket, Nazilli türkülerinden Yörük Ali, Malatya türkülerinden Fırat Kenarı, Sarı Kurdelem, Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu, Sivas türkülerinden Kızılırmak, Silifke türkülerinden  Ham Çökelek, Muş türkülerinden Havada Bulut Yok, Tokat türkülerinden Bağa Gel Bostana Gel ve Minarede Taş mı Olur, Almus türkülerinden Burçak Tarlası,  İzmir türkülerinden İzmir’in Kavakları  sadece birkaçıdır.
Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı halde olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Örneğin, Bursa’nın Ufak Tefek Taşları  türküsü Bursa türküsü değildir. Yine Bursa’da yakılan Cezayir Türküsü Cezayire bağlanmamalıdır.  Kastamonu’da yakılan Çanakkale İçinde Vurdular Beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey Onbeşli Onbeşli türküsü de Tokat  türküsü değildir. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay, olayın hikâyesi önemlidir. 
Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır.
Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir.
"Fırgatlı fırgatlı ne inilersin
   Allı turnam sinen parelendi mi"
biçiminde  başlayan Esirî'ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve samah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka malolmuştur.
 Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir. 
  Dert ehli olanlar dergâha gelir
  Elbette arayan dermanın bulur
  Sadık der ki kimde ne var kim bilir
  Geşt ü güzâr ettim elde neler var
dörtlüğündeki  gezme-tozma anlamındaki  geşt ü güzar ettim sözü kimilerince  çekti gülizar etti  biçiminde okunup anlam yitirilmektedir.
 Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere maledilerek okunmaktadır. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır.   Örneğin:
  El çek tabip el çek yaram üstünden
dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah, kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır.
  Gönül gurbet ele varma
dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynaklarda Sefil Ali, kimilerinde Emrah, kimilerinde de  Karacaoğlan adına kayıtlıdır.
  Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün  dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım, Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir.
 Kimi türküler de cönklerde  Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için namesi unutulduğundan  düz bir şiir gibi durmaktadır. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin, ne çilesinin, ne sevdasının tercümanı olmuş, ne yürekten söylenmiş türkülerdir.
 Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan  ve söz yerinde ise namelerini arayan türkü sayısı  oldukça kabarıktır. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı  Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır.  Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece dördünü tam yazıp diğerlerinden bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir.

1      TÜRKÜ
Ben de şu dünyaya geldim geleli
Ağır çiftim döner harmanım mı var
Azrail de gelmiş can talep eyler
Benim vermemeye fermanım mı var
  Bu malın hesabın sizden alırlar
  Ânın için elin çekmiş veliler
  Harami var diye korku verirler
  Benim ipek yüklü kervanım mı var
Gerçek isen gerçek gedikte otur
Muhammet Ali’ye salavat getir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim götürecek dermanım mı var
  Gerçek isen gerçek ikrar güdesin
  Şu yalan dünyanın cevrin nidesin
  Felek benim neme minnet edesin
  Benim senden gayrı devranım mı var
Dedemoğlu bizi dâra gekerler
 Ağu oldu içticeğim şekerler
Güzel sevmiş diye adım çekerler
 Benim Hak’tan gayrı sevdiğim mi var

2.       TÜRKÜ
Ben giderim emanetin eyvallah
Selvi boylum sen bu elde gal gayrı
Terk eyleyip ben ub eli giderim
Kara gözlüm kadirimi bil gayrı
  Ben gideyim beni yoldan eğleme
  Top zülfünü mah yüzüne telleme
  Beni ikrarımdan döner belleme
  Ölenece göz yaşını sil gayrı
Sefil Ali’m ben bu elde duramam
Lokman gibi her yarayı saramam
Nazlı yarin gül cemalin göremem
Dost elinden ayrı düştü yol gayrı

3.      TÜRKÜ
Dostum beni niçin zarıncıdırsın
Verdiğim ikrardan dönen değilim
Senden başkasına meyil vermedim
Uçup daldan dala konan değilim
Elif-mim yazılmış yarin meşkine
Ben yandım kül oldum senin aşkına
Yad eller mi çıktı senin köşküne
Senden başkasına yanan değilim
Kış içinde bahar gelir yaz gelir
Âşıktan maşûka cilve-naz gelir
Yüzyıl yar yüzüne baksam az gelir
Bin yıl daha baksam kanan değilim
Gelse yarim gelse karşımda dursa
Hezaran sinemi bin pare bulsa
Dünya dolusu hep bir yar olsa
Senden başkasına yanan değilm
Ârifî’yim   bilmez oldum halimi
Hızır dedem açık eyle yolumu
Senden başka kimselere elimi
Vallahi sevdiğim sunan değilim
 
 4. TÜRKÜ 
Kalktı göç eyledi gönül kervanı
Göçtün gönül var inile bir zaman
Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı
Düştün gönül var inile bir zaman
    Gönül seni dost iline salayım
Esen rüzgarlardan haber alayım
Ya bilemem ne tip diller kılayım
Düştün gönül var inile bir zaman
Haber aldım zülfündeki ağlardan
Rengin aldım mor sümbüllü bağlardan
Başı pare boz dumanlı dağlardan
Estin gönül var inile bir zaman
Sefil Kul Yusuf’um niçin melulsun
Irıza bekçisi dergâh kulusun 
Az mı içtin gurbet elin dolusun
Haydi gönül var inile bir zaman
DİĞER TÜRKÜLERİN  BAZILARININ İLK DÖRTLÜKLERİ

1. TÜRKÜ
Gönül arzuluyor gül yüzlü yârı
Gözetirim geçeceği yolları
Cihanın ihyası sebebi varı
Senden gayrı gözüm görmez elleri
………….

2. TÜRKÜ 
Boyunu benzettim selvi dalına
Mail oldum hallerine ey güzel
Cemalin vasfına yandım yakıldım
Pervaneyim yollarına hey güzel
…………

3. TÜRKÜ
Bilmem tecelli mi kader mi böyle
Kâtip arzu halim var yare söyle
Çaresiz derdime sen derman eyle
Derdime derman sen derman eyle
…………..
 
4. TÜRKÜ
Nedir benim ara yerde çektiğim
Çektiğim mihnetler yar senin için
Kalktı havalandı gönlümün kuşu
Çevrilip konduğum yar senin için
……………

5. TÜRKÜ
Sabreyle ey gönül çile dolmamış
Erersin visâle bir zaman olur
Kim ki sabreyledi maksudun buldu
Elbet de bir gün şaduman olur
……………
 
6. TÜRKÜ
Gideriz sevdiğim gayrı vedadır
Çıkarma hatırdan gözden bu yarı
Hicri hicran erdi gönül bağına
Şen olan bülbülün gonca dağları
……………

7. TÜRKÜ
Bir selam göndermiş yar gelsin diye
Gitmek bir şey değil ayrılık çetin
Göğsünden geri çekmesin diye
Çekmek bir şey değil ayrılık çetin

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2