Yazı Detayı
29 Ağustos 2009 - Cumartesi 00:00 Bu yazı 7662 kez okundu
 
AĞUSTOSUN SICAK ACISI !...
Abbas Kul
mail@mail.com
 
 
          Ağustos Ayı Türk Tarihi geçmişinde çok önemli günlerin yaşandığı aylardandır.Sultan Alpaslan’ın Anadolu’ya ayak bastığı Malazgirt Zaferi,Mustafa Kemal Atatürk’ün 30 Ağustos Zaferi bu ayda gerçekleşen tarihi sevinçli günlerimizdir.Sevincin yanı sıra bu ayda çok acılı günlerimizde olmuş ve yaşamışızdır !..
        Hatırlayınız, 17 Ağustos 1999 yılı gece saat 3.15 te Marmara Bölgesinde büyük bir deprem olmuş ve 18 Bin insanımız enkaz  altında kalmış, Millet olarak çok büyük sarsıntı ve acı yaşamıştık. İçinde bulunduğumuz hafta boyunca bu acıyı paylaşmak, bir daha böyle acılar yaşamamak için anma etkinlikleri yapıldığını televizyon ve yazılı basından takip ediyoruz. Hiç bir insanın bir daha görmek istemediği görüntülere baktıkça içimiz burkuyor. O günleri hatırlayalım,  16 Ağustos 1999 da, bu kadar cana, bu kadar yıkıma sebep olacak depremin olacağı hiç kimsenin aklının ucundan geçmiyordu. Depremler yurdumuzun bir gerçeği olduğu bilgisi unutulmuştu!. Ülkemizin başka bölgelerin de zaman zaman sarsıntılar yaşanıyordu. Hiç gale almadan bakıp geçiştiriyor ve dikkatimizi çekmiyordu. Marmara depreminin üzerinden on yıl geçti.Neler değişti,yaralar ne nebze sarıldı.Baktığımızda Ağustosun acılı günleri hale tazeliğini koruyor,hayatta kalan insanların barınma sorunları devam ediyor.O bölgede yaşayanlar bu acıları o gün bu gün yaşıyorlar.Belki biziler bu durumlardan bi-haberiz.! Bir başka deyişle “Ateş düştüğü yeri hala yakmaya devam ediyor”.Acaba bu doğa olayından dersler çıkartabildik mi bun sorgulamakta fayda vardır.Özellikle barınma konusunda ince eleyip sık dokuyamıyoruz.! Bunu birçok sebepleri var.
         Marmara bölgesinde oluşan bu deprem öncesi yerel yönetimlerin deprem haritalarının gerekliliğini  bölge insanına tam olarak anlatamadıklarını, zemin etüt raporlarını okutamadıklarını, okunsa bile anlam çıkarmada ihmal davranıldığı ön plana çıkıyor. O tarihlerde bu bölgede konut pazarlayan bir kişinin dediği şu cümleyi çok önemsiyorum “ Bina yapımında, yerleşiminde deprem ve zemin etüt şartı vardı. Bina yapılacak zeminin uygunsuz durumu bir şekilde uygun hale getirtiliyordu” Bu acının yaşanmasında en büyük sebepte bu olsa gerek.! Diğer sebepleri sıralamakta zorlanmayız.  Buradan şu anlamı çıkartılabiliriz.” Balık Baştan kokmuş” .Geçmişte Marmara Bölgesinde bir acı yaşandı. Bizler yaşanan  bu acılardan ders  çıkartabildik mi , yoksa hala duyarsızlığımız devam mı ediyor !.
          Depremi yaşayanlar öncelikle insan,sonra bizim insanımız dahası eşimiz dostumuz, akrabalarımız.Halamız,dayımız,amcamız,kardeşimiz, velhasıl canımız ciğerimiz..! Acıların yaşandığı bu bölgenin sorunlarının çözümü noktasında duyarsız kalamayız. Öncelikle bölgenin yerel yönetimleri bu konularda adımlar atmalı acıları azaltma yollarını aramalıdır. Kolay unutulacak acılar değildir. Bunu ancak yaşayan insan bilir. İnsan sevinçlerini kolay ifade eder, acıyı ifade etmek kolay değildir. Acılardan ders çıkarmayı bir becerebilsek,unutkanız !.. Meselenin özünde yatan gerçek bu olsa gerek.
         Görsel ve yazılı basında bu anma etkinliklerini görünce ajandamı karıştırdım. “Acaba deprem ile ilgili neler var ,neler yok “ diye baktım.Deprem ile ilgili bir hikayemin olduğunu gördüm.Yaşanan hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.!
         Bu acı olayın akabinde kimi aileler tamamen yok oldu, kimi aileler tarifi mümkün olmayan şekilde parçalandı. Ac kalan , açıkta kalanlar oldu.Bunları gördük yaşadık. Yukarda arz ettiğim gibi bu insanlar bizim akrabalarımız. Onların sığınacakları yerleri Anadolu’nun bir köyünde, kasabasında veya şehrinde vardı. Bu şehirlerden biri de Zile oldu. Zile’ye çok depremzede geldi. Bizler onları bize yakışır şekilde ağırladık. Acılarını paylaştık,sıkıntılarına ortak olmaya çalıştık .O bölge insanının sorunları karşısında duyarsız kalamazdık.
         Aralık 1999 Yılı Sınıfıma Deprem bölgesinden bir öğrenci verileceği duyumu beni sevindirdi. Bu sevincim, gelecek öğrencinin acılarını paylaşım isteğimden geliyordu.
        Öğrenci sınıfa gelmezden önce deprem konusunda, depremi yaşayan insanlar konusunda sınıfımı yeterince tatbiki olarak bilgilendirdim. Gelen öğrenciyi sınıfta ki öğrencilerim hemen kabullendiler. Onu her türlü etkinliğin içine soktular. Gelen öğrenci kısa zamanda sınıfa uyum sağladı. Misafir öğrencinin ismi Nur ,kendi de kıvırcık saçlı, nur gibi bir çocuktu..Nur’un babası Zileli olduğu için, Nur Baba Annesinin yanına gönderilmişti.Depremde Nur’un ailesinden kayıp yoktu. Sınıf arkadaşlarının bir çoğunu depremde kaybetmişti. Ailesi Nur’u deprem ortamından uzaklaştırmak amaçlı Zile’ye göndermişti. Nur, konusunda Babasından bilgiler aldım. Özellikle geceleri gösterebileceği davranışlar konusunda bilgi alış verişi yaptık. Psiko Sosyal olarak Nur’u iyi bir duruma getirdik. Pedegojik bilgilerimi uyguladım.Zaman geldi, Planımda olan “ Anlatım ve ifade“ Projesini uygulayarak, sınıfa şöyle bir soru sordum.!
      ” Dün neleriniz vardı,bu gün neleriniz var.?”
       Amacım Nur’un depremden etkilenişinin ifade şekli idi. Öğrencilerin açıklanmasını istedikleri “neleriniz var” sözcüğünün açılımını yaptım. Bu sorunun cevabını yazılı olarak verebileceklerini söyledim..
Her öğrenci ailesinin kendisinin  neleri olduğunu, neleri olması ile ilgili isteklerini çeşitli şekilde yazılı olarak ifade etmişdi. Ben, bu soruya Nur’un nasıl bir cevap vereceğini merak ediyordum. Sıra ile her öğrenciye yazdıklarını okuttum. Sıra Nur’a geldi. Ben ve diğer öğrenciler heyacanlı bir şekilde bekliyordu . Nur sorunun cevabını yazmamıştı:
  -Öğretmenim  ben yazamadım.!
  -Olur sen de sözlü anlatabilirsin.
Nur Depremin üzerinde bıraktığı acıyıla derin bir nefes aldı ve:
“ Öğretmenim 16 Ağustosta her şeyimiz vardı. Evimiz arabamız, kendi odam, oyuncaklarım vardı. Okulum her şeyim vardı, ama 17 Ağustosta her şeyim yok oldu. En önemlisi de sevdiğim sınıf arkadaşlarım depremde öldüler , öğretmenimden hiç haber alamadım .Her şeyimizi kaybettik ”  diyebildi ve sözcükler boğazına düğümlendi.Kendisi ve bizleri hıçkırıklara boğdu.Yaşanan bir acı, kısa ve öz olarak ancak bu  kadar anlatılabilirdi….
   Sınıfça Nur’u teselli ettik. Geride bıraktığı arkadaşlarına nasıl yardımcı oluruz konusunda kararlar aldık. Bu konuda Nur’a aktif görev verdim. Sınıf arkadaşları ile birlikte olup, depremden zarar gören arkadaşları için okul da yardım kampanyası başlattı, yardım kolıleri oluşturdu. Oluşturulan kolileri babası vasıtası ile deprem bölgesindeki arkadaşlarına ulaştırdı. Nur, 2000 yılı mayıs ayında tekrardan yaşadığı bölgeye döndü.Zile de bıraktığı arkadaşlarına ve okuluna teşekkür mektupları yazdı.Aradan zaman geçti 2003 yılı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramın da Sınıf olarak Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret için Çankaya Köşküne gittik.Çankaya Köşküne Yurdun çeşitli bölgelerinden öğrenciler gelmişti.Özellikle deprem bölgesi öğrencileri çoğunluktaydı.Kabul salonunda Sayın Cumhurbaşkanı beklenirken arka sıralardan yüksek bir ses.:
 -Öğretmenim  Nur da gelmiş işte burada !..
   Diye bir ses yükseldi. Köşkte bulunan ulusal basın, diğer davetli okullar pür dikkat sesin geldiği tarafa yöneldiler. Benden önce öğrencilerim sesin geldiği bölgede bir sevgi yumağı oluşturmuşlardı bile.   Nur’u görmüşler hasret gideriyorlardı. Ben ve ekibimizde bulunan öğretmen arkadaşlarımda bu sevgiye ortak olduk.
 Bu sırada Sayın Cumhurbaşkanı salona teşrif ettiler. Bu durum Protokol amirinin de dikkatini çekmiş olacak ki. Bizlere ikaz da bulundu. Bizde konuyu kendisine kısaca anlattık. Protokol amirinin Sayın Cumhurbaşkanı’na konu hakkında bilgiler verdiğini izledik. Depremzede Nur ile yolarımız bir daha kesişmişti. Hem de Türkiye Cumhuriyetinin en yüksek makamı olan Çankaya Köşkünde. Sarmaş dolaş bir buluşmamız oldu. Sayın Cumhurbaşkanın da dikkatini çekmiş olacak ki konuşmaları esnasında:
“İşte öğretmen öğrenci sevgisi bu olsa gerek sizleri kutluyorum” diyerek bizleri işaret etmiş, kabule gelen tüm öğrenciler ve diğer yöneticilerden alkış almıştık.Acı paylaşımı ile ilgili bu anıyı unutamıyorum !..
Hikaye kahramanımız Kocaeli de yaşamına devam ediyor,  selamı bizlere ulaşıyor.
   Milletçe yaşadığımız bir acının hikayelerin den birini ben yaşadım. Bu hikayeyi hatırladıkça çok etkilenirim. Bu konularda her Zilelinin bir hikayesi vardır. Ülkemizde ve Zile de böyle acıları yaşamak hiç birimiz istemeyiz. Artık yaşanan depremlerden ders çıkarmamak saf dillik olur. Unutmayalım ki yaşamakta olduğumuz Zile ikinci derece bir deprem bölgesi. Yapacağımız konut için mutlaka zemin etüt ve analizi yaptıralım. Geç  kalınmış acı Ağustos yanılgılarına bizler de düşmeyelim…                                                              16.08.2009                                                                                   
Abbas KUL
 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2