Yazı Detayı
12 Haziran 2009 - Cuma 00:00 Bu yazı 8821 kez okundu
 
GÜLEN ÇEHRELER..!
Abbas Kul
mail@mail.com
 
 
     Bir Eğitim Öğretim yılı sonuna gelindi. Bir yıl içinde yapılanların sergilendiği etkinlikler yapılıyor. Öğrenci ve okullar yıl içindeki çalışmalarını velilerine gösterme çabası içine girmiş durumdalar. Önce Haziran ayının ilk haftası genel olarak “ Sergi Haftası” olarak geçti. İlçe yerel ve genel yönetimi ve veliler bu sergilere ilgi göstererek çocukların hazırlamış oldukları projeler hakkında bilgiler aldılar. Sergilerle ilgili duygularını anlattılar. Çocuklarının sunumları karşısında “hayret” ifade eden cümleler kullanmaktan kendilerini alamadılar. Kendi yaşadıkları öğrencilik dönemlerini anımsatarak:
      “ Biz öğretmenlerimizin karşısında iki cümleyi bir araya getiremezdik. Ders içinde verilen sözün dışında bizlerin görüşüne hiç itibar edilmezdi. Konuşmalarımız da bilgiyi hiç kullanamazdık. Konuşan öğrenci sevilmez “boş boğaz” olarak algılanırdı. Korkuya dayalı sevgi, saygı algılanması vardı. Ezbere dayanan bilgiler papağan misali öğretilirdi. Bu gün bakıyoruz her şey daha farklı öğretiliyor. Sebep sonuç ilişkisini rahatlıkla çıkarabiliyorlar. Sevgi odaklı eğitim öğretim yapılıyor. Öğrencilerin bu şekilde sunum yapmaları, teknolojiyi kullanmaları, topluluklar karşısında konuşmaları, rahat olmaları geleceğimiz için bizleri umutlandırıyor. Keşke bizlerde böyle eğitim,öğretim görebilseydik. Eti senin, kemiği benim mantığının hakim olduğu bir  eğitim uygulamasından geçtik.” Şeklinde ifadelere şahit oldum. Bir bayan veli;
 Çocuğu sergiye gelen kişilere sunumu yaparken kendini gizleyip ve arkasını dönerek göz yaşı döktüğünü görüdüm ! Uygun bir fırsat bulup sordum:
 “Neden kendinizi ve göz yaşınızı gizliyorsunuz anlatmak ister misin ?
 Aldığım cevap daha ilginç geldi. Düşüncelerini sıralamaya başladı:
“Benim çocuğum küçüklüğünde konuşma  zorluğu yaşadı. Hiç arkadaş edinemedi. Ana Okuluna gönderemedim. Çevremizde, bünyesinde ana okulu olan ilköğretim okulu yoktu. Çocukta okula ve öğretmene karşı bir fobi oluşmuş. Bunun böyle olduğunu okula başladığında öğretmeninden öğrendim. Arkadaşları ile öğretmenleri ile nasıl iletişim kuracak diye merak içindeydik. Aylarca çocuğumla birlikte sınıfta birlikte derslere girdim. Beni görmeden sınıfa girmedi. Öğretmeninin ders sırasında sesini yükseltmesi onun ağlamasına sebepti ! Ağladığı zaman arkadaşlarının alaylarına maruz kalırdı. Hiç kendine güveni yoktu. Arkadaş gruplarına girmek ister, katılır ama hemen bıkar ve arkadaşlarını terk ederdi. Ailece zor bir dönem geçirdik. İkinci sınıfta okul değiştirmek durumu gerekti.Kendimizce araştırmalar yapıp okulunu değiştirdik .Yeni bir okul, yeni arkadaşları ve yeni bir öğretmen di! Endişeliydik, acabalarımız ağır basıyordu.Yakın çevremin görüşü; okul ve öğretmen değişikliğinin çocuğu olumsuz yönde etkileyeceği şeklindeydi.Bu düşünce ile yeni okulun rehber öğretmeninden çocuğumla ilgili yardımlar aldık.  Korkularımızın hiç biri gerçekleşmedi. Çocuğumun geleceği ile umutlarımız tazelendi. Bu gün bakıyorum, acaba bu konuşan benim kızım mı inanamıyorum !  Bilim şenliğinde proje sunuyor, Sorulan sorulara mantıklı cevaplar veriyor. Etkinliklerde roller alıyor. Görüyorsunuz hazırladığı projenin sunumunu yapıyor. Bu sunumu da Zile’mizin büyükleri izliyor ve dinliyorlar. O ortamda bulunan kişiler tarafından takdir ediliyor. Benim göz yaşlarım mutluluktan “ diye cevap vererek sevincini bizlerle paylaşıyor. Bizlere başka söyleyeceklerin var mı demeye kalmadan duygularını sıralamaya devam ediyor:
“ Öncelikle Çocuğumun bu hale gelmesin de onu yetiştiren öğretmenleri ve okuluna teşekkür ederim . Çocuğumun okulunun adını hiç çekinmeden söylemek istiyorum,   Mehmet Akif İlköğretim Okulu. Bu okul benim okulum oldu. Ben Zileli değilim. Belki buradan  gideceğim, ama beni bu okul Zile’ye bağladı.Çocuğuma geleceğin kapılarını araladı.Nasıl unuturum bu Eğitim yuvasını,nasıl unuturum çocuklarımızın öğretmenlerini. Çocuğuma Zile ile ilgili hayellerini bir sorsanız çok ilginç bir cevap alırsınız, çünkü biraz önce söylemiştim. Biz buralı değiliz diye Biz Bolu’luyuz. Her insan doğduğu yere hizmet etmek ister. Benim çocuğum tam tersini söylüyor. Kendine sorarsanız cevabını alısınız.” diyerek bu bayanla söyleşimizi bitiriyorum.Sergi yi gezmeye devam ediyorum ilginç proje ve sunum yapan öğrencilere tanık oluyorum:
 R.Beliz Ağca “Ergonomik Bebek Kıyafetleri” konulu sunumunu yaptı. Fırat Cankurt isimli öğrenci “Hortum Nasıl Oluşur” adlı projesinin sunumunu yaptı. Melisa Teke “Obruk” konulu projesini sundu”.Mavi Gezegen Alarım veriyor” adlı sunumu Kübra Güler bir bilim adamı edası ile sunarak büyük alkış aldı.”Isı iletimi” Elif Kazankaya’nın projesi idi.Fatma Nur’un Projesi “Deniz Suyundan Tatlı Su Elde Etme” Bu proje ile ilgili öğrenciye sorulan sorulara ,öğrencinin verdiği mantıklı cevaplar takdire şayen idi.Esas aradığımız projenin sahibi olan öğrenci sunumunu yaptı ve sorumuzun cevabını verdi.Sorumu sordum:
  “Hedefin ve hayelin nedir “ diye sorumu yönelttiğimde biraz kızararak ama kendine güvenerek şu cevabı aldım. Hilal den
“Tıp ,sonrada Göz Doktoru olup Zile de görev yapmak” diye cevapladı. Projesininin  konusuda belirlediği hedefin ta kendisi.”Optik Yansıma” Hemen oracıkta beni teste tabi tutup göz yanılması ile ilgili bir örnekleme çalışmasını proje arkadaşı Gül ile birlikte yaptılar. Yarının bilim adamları çok mesafe almış durumdalar , çünkü şimdiden ortaya bir den çok hedefler koymuşlar.Hilaller,Güller,Fatmalar,Ahmetler Hasanlar,Hüseyinler.Şimdiden bilimsel çalışma içine girip,düş ve
hayelerini gerçekleştirme çabası içine girmişler.Annenin göz yaşı boşuna değilmiş.! Bu hayeller Vizyonu geniş eğitimci ve her türlü imkanı esirgemeyen yönetici veli işbirliği olur. Başarı güvene bağlı bir olaydır. Okul sergisinin açıldığı saatlerde teftişe gelen İlköğretim müfettişlerinin tamamını sunum yapan öğrencilerin yanın da  ve onları çalışmalarından dolayı alkışlarken görmek isterdim. Öğrencilerin başını okşayan, hata ve yanlış aramayı ön planda tutup surat asan  değil, takdir eden ,rehberliği ön planda tutan bir sistemin uygulayıcıları olarak o mekanda görmek isterdim. Asık suratların eğitim ve öğretimde yeri olamayacağını yukarıda bir örnekle dile getirmeye çalıştım. Güller karşısında gülen çehreler olalım. Yeter ki gülmesini bilip sevgi sunumuzu doğru zamanda yapalım.Elinde karnesi bize gelen çocuğumuza beklediği ilgi ve alakayı esirgemeden verelim…!
 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2