Yazı Detayı
16 Mart 2009 - Pazartesi 00:00 Bu yazı 11982 kez okundu
 
TOKAT' ta KAHVEHANE HAYATI
Ahmet Sakın
mail@mail.com
 
 

Tarihçi Peçevi'ye göre, ilk kahvehaneler Arabistan yarım adasının değişik yörelerinde ortaya çıkmış.

16. Yüzyılda İstanbul'da görülmüştür. Şam'lı Şems Tahtakale' de açtığı kahveha­nede, olayları dinleyerek tecrübe sağlanan bir yer haline getirmiştir.

Daha sonra kahvehaneleri fitne yuvası olarak algılanmış 4. Murat buraları ya tamamen kapatmış ya da 1700 yılların ortalarında olduğu gibi örnek olsun diye. sindirme babındaki tek tük kapatılmıştır. Ülke içinde hızla çoğalan kahvehaneler çok geçmeden toplumun kültür merkezleri olarak sazlı sohber yerleri, kütüphane, bilardo ile değişik bir ortama sokulmuştur. Züe'de ilk idareciliğim sırasında kurulan öğrenci takip komisyonunda görev verilmiş, geceleri kahvehaneler taranarak öğrencileri havasız ve sigara ortamlarından evlerine göndermiştik. Zamanımızda ise kültürel ve toplumsal hayatın vazgeçilmez bir yeri olan kahvehanelerin durumunu belediyeler takip ve kontrolü ile çok değiştiğini görüyorum.

Şu sigara konusunda; içen-içmeyen diye belirlenince daha iyi bir ortam yaratıldı. Gazete, havalandırma, saksıda çiçek bulundurma gibi noksanların eklenmesini dilerim. Gelelim asıl konuya: arkadaşlarla Tokat'ın geçmişini izleme gezisinde saat kulesi çevresinde yorgunluğumuzu atmak için Bizim Çay Evi kahvehanesine uğradık "oh be" dedirten temiz, sigarasız, kütüphanesi zengin bir /erle karşılaştığımı anladım. Hele, hele o her mısrasında değer biçilmeyen yazılarını duvarın her tarafında çepeçevre görünce zamanın nasıl geçtiğini ve altı adet çayın içimini kendime gelince anladım. Sizlere bu duvar yazılarını ve zamanımızın kahvehanelerinin durumunu anlatmak bana göre gibi geldi. Osman Duran'ın yaptığı katıksız, İbrahim Yakar sunduğu çayınızı ilgili yerde yudumlarken duvar yazılarını okumanızı tavsiye ederim.

Bu kahvehanelerde okumuşlar, yaşlılar kahvehanenin yine üst köşesinde Türk adetleri doğrultusunda otururken delikanlılar saygılı olarak bir köşede fısıltılarla konuşmaktadırlar.

Avrupanın medeniyet dediği saygısız /asamı bizi bağlamaz. Ne demiş yazar:

 

Kim demiş Avrupa insanı medeni,

Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni,

Desenize hayvanlar bizden daha medeni.

 

Sayın okurlarım medeniyet atalarımızın yolu, başka medeniyet istemeyiz. Medeniyet ilimde fende olur derken şimdi o güzel yazıları okuyalım.

Sokağı........  Gırtlak

Caddesi.......Akciğer

Memleketi... İnsan

İşbirlikçisi.....Nefis

Zararı............Ölüm

 

Dalından kopan Gül yaprağının

Akıbetini rüzgar tayin eder.

 

Sakladığın sır senin eserindir.

Açığa verirsen sen onun esiri olursun.

 

Altından testin olsa

Susuz çeşmeden dolmaz

Sen ne kadar mat olursan ol

Düşenin dostu olmaz

 

Susuz değirmen neylesin

Hark ile çarkı.

Faydasız zenginin nedir

Dilenciden farkı

 

Alim ile sohbet, inci mercan gibidir.

Cahil ile sohbet, her gün bir can incitir.

 

Tok olan, cümle cihanı tok sanır.

Aç olan, alemde ekmek yok sanır.

 

Yüzde ısrar etme doksanda olur.

İnsan bazen hatalı noksanda olur.

Bir ben varım deme elde neler var

Bu alemde sen yoksan da olur

 

Mücevher var iken pul neye yarar

Kendini bilmeyen kul neye yarar

Herkes bir yol tutturmuş gidiyor

Hakka gitmeyen yol neye yarar.

 

Allah murad ederse bir kulun işini

Mermere geçirir çürük dişini

Allah murad etmese bir kulun işini

Lokumla kırar sağlam dişini

 

"BABA"

Evimizin direği, altın gibi yüreği

Hamal gibi çalışır, sanki sağım ineği

Ona biz baba deriz, o getirir biz yeriz,

Bulamayız dünyada onun gibi bir keriz

Varlık yokluk bilmeyiz, sıramızı vermeyiz

Siparişler gelmese babamızı sevmeyiz

Hasta   oldum   diyemez, Evdekiler doymadan

Yiyemez. Etrafını sararız.

Kene   gibi   dalarız.  

Dediklerimiz olmasa Anamızı salarız.

Bu çark dönüyor, merak etme oğlum

Sıra sana geliyor.

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2