Yazı Detayı
11 Haziran 2008 - Çarşamba 00:00 Bu yazı 27972 kez okundu
 
ZİLE AŞİRET (BEYDİLLİ) TÜRKMENLERİ
Dr.Orhan Yılmaz
mail@mail.com
 
 

 

 Yaşadıkları bölgeler:

Aşiret (Beydilli) Türkmenleri, Tokat merkez olmak üzere, Sivas, Yozgat, Çorum ve Amasya’da yayılmış durumdadırlar. Anadolu’da en yaygın oldukları yer, 18 köy ile Tokat’ın Zile İlçesidir.

Kendisine bağlı 114 köyü bulunan Zile’de; Acısu, Armutalan, Bacul (Yaylayolu), Bultu (Uzunköy), Çamdere, Çapak, Çayır, Elmacık, Emirdolu, Gölcük, Karacaören, Karşıpınar, Kervansaray, Kuruçay, Kuzalan, Sofular, Üçkaya ve Yaylakent (Gederük) Köyleri, Aşiret (Beydilli) Türkmeni köyüdür.

İlçemizde yaşayan bu öz be öz Türk Topluluğu, bölgelere göre çeşitli isimlerle anılırlar. Bazı yerlerde “Aşiret” veya “Sıraç”, bazı yerlerde Hoca Ahmet Yesevi’nin lakabı olan “Hubyar” isminden gelmek üzere, “Hubyarlı” olarak da bilinirler. Fakat Aşiret (Beydilli) Türkmenleri, kendilerinin “Sıraç” olarak isimlendirilmelerini, hakaret olarak kabul ederler.

İçel İli Erdemli İlçesinde Sıraç adıyla bir köy bulunmaktadır fakat bu köy sünnîdir. Ayrıca Antalya İlinde de birkaç Aşiret (Beydilli) Türkmeni köy bulunduğu ve bağlı bulundukları dedenin de Yozgat İli, Çekerek İlçesi Sarı Köyde olduğu rivayet edilmektedir. Bazı kaynaklarda, kendilerine Hubyar diyen bir Alevî topluluğunun da, Kahramanmaraş’ın Pazarcık İlçesinde yaşadığını ileri sürmektedirler.

Aşiret (Beydilli) Türkmenlerinin Hıdırşeyh Kolunun dedesi Mustafa Temel’e göre, İran, Irak ve Suriye’de de Hubyar tâlibi bulunmaktadır.

 

Kökenleri:

Aşiret (Beydilli) Türkmenlerine göre, Hoca Ahmet Yesevi’nin lakabı “Hubyar”dır. Hubyar’ın iki oğlu olmuştur. Bunların isimleri Buynat ve Derdiyâr’dır. Anadolu’daki Aşiret (Beydilli) Türkmenleri Buynat’ın sulbünden gelmektedir. Diğer evlat Derdiyâr ise, Rusya’ya gitmiştir. Çünkü Aşiret (Beydilli) Türkmeni dedelerinden İsmail Dede, zaman zaman “Görgü Cemi” için Rusya’ya gitmiştir.

Tokat-Zile ve Yozgat-Çekerek İlçelerindeki Aşiret (Beydilli) Türkmenleri, bu bölgeye, kendi ifadelerine göre Sivas’ın Hafik İlçesinden gelmişlerdir. Tüm Aşiret (Beydilli) Türkmenleri mensupları, kendilerinin Horasan’dan geldiğini kabul etmektedirler. Çekerek’teki Sarıköy halkı ise, kendilerinin Horasan’daki Karaman isimli şehirden geldiklerini kabul ederler.

Olayı tarihsel kökeni ile inceleyecek olursak; Horasan Bölgesi 8. yüzyılda Arap Müslümanlar tarafından fethedilmiştir. Kendiliğinden gelişen Arap baskısı sonucunda, Acemler de reaksiyon olarak Şii cereyanlarını benimsemişlerdir. Cereyan eden bu olaylardan, Horasan Bölgesi’nde yaşayan Türkler de etkilenmiştir.

12. yüzyıla gelindiğinde, Türkistan ve Horasan Bölgesinde yaşayan Türkler, Ahmet Yesevi isimli mutasavvıfın etrafında toplanmıştır. Zile ve çevresinde bulunan Aşiret (Beydilli) Türkmenleri, Ahmet Yesevi bağlılarının Zile ve çevresine yerleşmesi ile hayat bulmuştur. Bu topluluğun manevi liderleri olan dede ve babalar, direkt olarak Ahmet Yesevi Hazretlerinin neslinden gelmektedir.

 

“Sıraç” kelimesinin anlamı:

Aslında Sıraç kelimesinin kötü anlamı bulunmamaktadır. Sıraç kelimesinin birkaç anlamının olduğu söylenir. Aslında “Sıraç” kelimesi, “Sırrını iyi saklayan, sırrını kimseye açmayan kimse” manasındadır. Başka bir görüşe göre ise, “Sırrı bul, sırrı aç” anlamındadır.

“Sirâc” kelimesi Arapçada “Etrafına ışık saçan, etrafını aydınlatan, ışık ve nur saçan, çerağ” anlamlarına gelir. Bu yüzden, “Sıraç” kelimesinin anlamı için, aşağıda anlatacağımız hikaye, Aşiret (Beydilli) Türkmenleri arasında yaygındır:

Hacı Bektaş Veli Hazretleri Sulucakarahöyük’de oturmakta iken, Ahmet Yesevi Hazretleri Sivas’ın Hafik İlçesinde tekke kurmuştur. Bunu duyan Hacı Bektaş Veli, dervişlerinden birini, bir miktar altın para ile birlikte, Hafik’e göndermiştir. Ahmet Yesevi’nin yanına varan derviş, şeyhinin selamını söylemiş ve altınları da vermiştir.

Ahmet Yesevi, fakir bir tekke olduklarını söyleyerek, dervişe bir kütük vermiş ve Hacı Bektaş Veli’ye selam söylemiştir. Derviş, bu kütüğü Hacı Bektaş Veli’ye verdiği zaman, kütük, nur saçan bir cisme dönmüştür. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli Hazretleri, Ahmet Yesevi bağlılarına, ışık saçan manasında “Sıraç” adını vermiştir.

Fakat her şeye rağmen, Aşiret (Beydilli) Türkmenleri, kendilerine genelde Sıraç denmesinden hoşlanmazlar. Bunun Sünnilerce hakaret olarak kullanıldığına inanırlar.

 

Dışarıya karşı kapalı oluşları:

Aşiret (Beydilli) Türkmenleri, dışarıya karşı aşırı derecede kapalı bir toplumdur. Anadolu’daki en katı ve tavizsiz Alevi Topluluğu olarak bilinirler. Diğer Alevi ve Bektaşilere karşı da kapalıdırlar. Bektaşileri “alaca” veya “alabağarsuk” diyerek, kendilerinden ayırırlar. Diğer Alevi-Bektaşilere gelin vermezler ve gelin almazlar. Bu yolla dahi akrabalık bağı kurmazlar.

 

Orta Asya Şaman Geleneğinden gelen cenaze adetleri:

Zile Aşiret (Beydilli) Türkmenlerinin bazılarında, Şamanist Orta Asya Türklerinden kalma bazı gelenekler hâlâ sürdürülmektedir. Cenaze mezara konmadan önce, altına yatak serilir. Yastığı konur. Cenaze, en güzel elbiseleri giydirilerek yatağa yatırılır. Üstüne yorganı örtülür. Yatağın çevresine, mevtanın en sevdiği eşyalar konur. Bunlar saz, giyecek, ziynet veya günlük kullanıma ait bazı özel eşyalar olabilir. Titizlikle sürdürülen bu gelenek yüzünden, cenazelerine yabancıları almazlar. Gizliliğe riayet için, cenazeyi bazen sabah erkenden, bazen ise gece hava karardıktan sonra defnederler.

Bu satırların yazarının bu konuda bilgisinin olduğu iki olay vardır:

Aşiret (Beydilli) Türkmenleri üzerine, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Doç Dr. Atilla Erden ile şifahi bir görüşme yapılmıştır. Atilla Bey bu görüşme esnasında, “Kendisinin anadan doğma bir Alevi, bir Federasyon Başkanı ve bir doçent doktor olarak, bir araştırmacı bilim adamı olduğu halde, bütün ısrarlarına rağmen, Aşiret (Beydilli) Türkmenlerinin bir cenaze törenine katılamadığını” üzüntü ile bahsetmiştir.

Ayrıca bu konuda bu satırların yazarının Tokat, Zile, Küçüközlü Köyündeki rahmetli babaannesi Hatun Yılmaz’dan dinlediği bir anı vardır. Olay cumhuriyet kurulmadan önce, 1915 yılları esnasında cereyan etmiştir. Hatun Yılmaz 1905 doğumludur ve kendisinin henüz ergenliğe geçmemiş, 10 yaşlarında küçük bir kız çocuğu olduğunu, Zile’ye bağlı, Üçkaya Köyündeki bir cenaze törenine katıldığını söylemiştir (Adı geçen köy, bir Aşiret (Beydilli) Türkmeni köyüdür.). Aslında Üçkayalıların yabancı hiçbir kimseyi cenazelerine almadıklarını, ama kendisinin küçük bir çocuk olması dolayısı ile, dikkat çekmediğini söylemiştir. Hatun Yılmaz, merak saikı ile aralarına karıştığını belirtmiştir. Cenaze töreni esnasında, mezarın içine bir döşek serildiğini ve yastık konulduğunu gözleri ile gördüğünü söylemiştir. Daha sonra, üzerine güzel elbiseleri giydirilmiş mevta, yatağına yatırılmıştır. Üzerine yorgan örtülmüştür. Yanına ise bazı özel eşyalarının konduğunu gördüğünü söylemiştir.

 

Kolları:

Tokat, Sivas, Yozgat, Çorum ve Amasya’daki Aşiret (Beydilli) Türkmenleri iki ana gruba ayrılırlar.

a- Hıdırşeyh Kolu: Bu kolun şeyhi, Tokat’ın Almus İlçesi Hubyar Köyünde ikamet eden, Mustafa Temel Dede’dir. Hıdırşeyh kolu ile, diğer kol olan Anşabacı (Ayşebacı) Kolu arasında itikadî ayrılıklar çok değildir. Fakat Hıdırşeyh Kolu, diğer kolu; tarikatın akaidini bozmakla ve yeniliklere karşı olmakla suçlamaktadırlar.

b- Anşabacı (Ayşebacı) Kolu: Bu kol, yaklaşık 160 yıl önce, Zile’nin Acısu Köyünde yaşayan Davulcu Velî Dede adıyla bilinen dedenin zamanında ortaya çıkmıştır. Ancak Veli Dede genç yaşta öldüğü için, tarikatın liderliğini hanımı Ayşe Bacı devralmıştır. Uzun yıllar boyunca tarikatın liderliğini yapan Ayşe Bacı, rivayet edildiğine göre, Osmanlı döneminde çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Bir ara Şam’a sürülmüştür. Orada da bir çok mürit edinen ve eşinden daha fazla itibar kazanan Ayşe Bacı, sürgün cezasının bitiminden sonra, çok ihtişamlı bir şekilde tekrar Acısu Köyüne dönmüştür.

Bu kolun günümüzdeki dedeleri, dedelik makamını müşterek olarak yürüten, Zile ilçe merkezi ile köylerinde ikamet eden Kurt ailesidir. Kurt Ailesi, Veli Baba vasıtası ile, Ahmet Yesevi Hazretlerinin torunlarıdır. 16. Dönem CHP eski milletvekili Ali Kurt aynı dede soyundandır.

Hıdırşeyh Kolu ile Anşabacı Kolu arasındaki itikat bakımından bazı farklıklılar vardır. Buna göre, Anşabacı Koluna mensup olanlar;

1-     Düğünde davul-zurna çalmazlar.

2-     Dergâhta içki içmezler.

3-     Kurban eti ile içki içmezler.

4-     Bazıları, Allah’ın Hz. Ali suretinde dünyada göründüğü inancını taşırlar.

Yozgat, Çekerek’e bağlı Sarıköy gibi bazı köylerde, bu her iki koldan da bulunur.

 

Hayat felsefeleri:

Devlete, vatana, millete, Atatürk’e ve Türk Geleneklerine son derece bağlıdırlar. Ordu ve asker sevgisi üst seviyededir. Hiçbir zaman bölücü, yıkıcı faaliyetlere izin vermezler. Kendi inançlarına müdahale edilmeden bu topraklarda yaşamak, en büyük istekleridir.

Aşiret (Beydilli) Türkmenlerinde “Asıldığımız zaman bile ipimiz kırmızı olsun” diyecek derecede kırmızı renk sevgisi vardır. Yazı ekinde verilen fotoğraflarda da görüleceği üzere, kırmızı rengi, kadınların giyimine tamamıyla hâkimdir ve ana renk kırmızıdır.

                                                               Dr. Orhan YILMAZ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2