Yazı Detayı
31 Mart 2008 - Pazartesi 00:00 Bu yazı 24285 kez okundu
 
TÜRKİYE'NİN İLK KOMÜNİSTLERİNDEN ZİLELİ HALİL YALÇINKAYA
Dr.Orhan Yılmaz
mail@mail.com
 
 

Halil Yalçınkaya, 1895 yılında Zile’nin Küçüközlü (Esiköy) Köyünde doğar. Çocukluk ve gençlik yıllarına ait fazla bilgi yoktur. Askerlik çağına kadar, köyde yaşar. Askerlik çağına geldiği zaman, muhtemelen 1914 veya 1915 yılında silah altına alınır. Doğu Cephesine gönderilir. Burada Ruslara karşı savaşırken, Ruslara esir düşer. Sibirya’da hapishaneye gönderilir. Cezasını çekerken, Ekim-1917 Bolşevik Devrimi olur. Bolşevikler, kendilerine katılanları serbest bırakacaklarını söylerler. Zileli Halil kabul eder.

Moskova’da KUTV’da ideolojik eğitim görür ve Kızılordu’ya katılır. Kızılordu’da Yüzbaşı rütbesine yükselir. Gence ve Baku’de İngilizlere karşı savaşır. Burada, Baku’lu bir Azeri olan Fatma ile evlenir. Ocak-1921 tarihinde, Mustafa Suphilerle Türkiye’ye gelecekken, David Nae isminde Yahudi asıllı komünist ile arkadan gelir. Pasaport Kanununa muhalefetten sınırda tutuklanır. Önden 12 kişilik bir grup ile Türkiye’ye giren Mustafa Suphi ve arkadaşları, Trabzon açıklarında bir kayık içinde, Yahya Kaptan ve arkadaşları tarafından öldürülür. Zileli Halil Yalçınkaya ve David Nae mutlak bir ölümden kurtulur. Tekrar Rusya’ya döner.

1924 yılında kızı Şerife, 1925 yılında oğlu Mehmet Ali, Baku’da doğar. 1928 yılında tekrar ailesi ile birlikte Türkiye’ye girer.

1929 yılında ilk defa tutuklanır ve Laz İsmail Bilen ile birlikte Diyarbakır Cezaevinde yatar. 1933 yılında, 10. Yıl Affı ile çıkar. Kapalı Çarşı’nın kapısı önünde dolmakalem tamirciliği yaparak, hem geçimini temin eder, hem de kendisini bu yolla kamufle eder. 1951 yılına kadar tekrar komünist faaliyetlerine devam eder. Bir ara doğduğu köy olan Küçüközlü (Esi) Köyüne sürgüne gönderilir. Köyde kaldığı günlerde, bağ bekçiliği yapar. Elinde dürbünü ile, Kilise Mevkisinde, bağları bekler. Tekrar İstanbul’a döner. Faaliyetlerinden dolayı, illegal TKP’de hızla yükselir. 1951 yılında ki meşhur büyük çaplı operasyonda tutuklandığında, illegal Türkiye Komünist Partisinin 5 kişilik (Rasih Nuri İleri’ye göre 3 kişilik) Merkez Komite Üyesinden birisidir. Ağır işkencelere uğrar. Adana Cezaevine gönderilir. 6 sene cezaevinde yatar. Cezaevinden çıkar ama Adana’da sürgün hayatı devam eder. Ağır cezaevi şartlarının meydana getirdiği tahribata vücudu daha fazla dayanamaz ve Mayıs-1960 tarihinde, ihtilaldan birkaç gün önce Adana’da, 65 yaşında vefat eder.


Fotoğraf 1. Zileli Halil (önde oturanlardan soldaki), yoldaşları ile birlikte. Ayakta, en soldaki meşhur Laz İsmail Bilen’dir.

 

Fotoğraf 2. Zileli Halil Yalçınkaya, kızı Şerife (Yazar Hasan İzzettin Dinamo’nun eşi) ve torunu Işık (Hasan İzzettin ve Şerife Dinamo’nun kızları) ile birlikte. Tarih: 13.Kasım.1945

Ayrıntıları dava arkadaşlarından, yani yoldaşlarından dinleyelim:

Mihri Belli (93):

Defalarca polise düşmüştür. Ben Zileli Halil ile birlikte hapiste yaklaşık 7 sene beraber yattım. İçki ve sigara kullanmazdı. Fakat, hanımı Fatma’dan çok çekinirdi. Fatma çok otoriter bir kadındı. Fatma bir ara, Cumhuriyet Gazetesi’nde çalıştı. Orada hademe idi. Gazetenin sahibi Yunus Nadi vardı. Gazetede Yunus Nadi’den sonra Fatma gelirdi. Öyle otoriterdi kendisi.”

Fotoğraf 3. Dr. Orhan Yılmaz, Nermin Yılmaz, Mihri Belli ve Sevim Belli, Bellilerin Paris’deki evlerinde.

Sevim (Tarı) Belli (82): Ben yaşça küçüktüm o zaman. Genç bir kızdım. O ise Merkez Komitesi Üyesi idi. Aramızda hiyerarşi vardı. Biz mesafeli ve saygılı davranırdık. Ama Halil Yalçınkaya çok şakacı bir insandı. Bizim moralimizi diri tutmak için sürekli olarak bize takılır ve şaka yapardı. Biz kadınlar olarak ayrı koğuşta idik. Erkeklerle mahkemede ve celse aralarında karşılaşırdık.

Fotoğraf 4. Dr. Sevim Belli.

Ama Harbiye Cezaevi’nde hapiste iken, volta atardık. Mayıs 1954’de Vietnamlılar, Fransızları Diem Biem Phu isimli bir yerde yenmişlerdi. Vietnamlılar’ın Fransızları yenmesi, bizim için bir bayram gibi olmuştu. Çok sevinmiştik. Volta sırasında Zileli Halil, “Diem Piem Puuu” der ve “Puuu” derken yere tükürürdü. Halil Yalçınkaya sık sık bu espriyi yapar ve Fransız İşgalciliği’ne tükürürdü.

Rasih Nuri İleri (88): Zileli Halil Yoldaş, mazbut ve partiye son derece sadık, ömrünün sonuna kadar parti faaliyetleri ile uğraşmış birisi idi.

Ben Halil Yalçınkaya ile, ölüm döşeğinde Adana’da yanında idim. Kendisini hasta halinde gördüm. Atatürk’ün yeğeni, yani Zübeyde Hanım’ın kızkardeşinin torunu olan Reşat Fuat Baraner’in talimatıyla, Halil’e yardım etmeye çalıştım. O zaman sürgün olarak bulunuyordu Adana’da. Benzer şekilde, Dr. Şefik Hüsnü’de Manisa’da sürgünde vefat etmiştir.

Halil Yoldaş, 1929 tevkifatında yargılanmış, bu hükümden 10. Yıl affı ile kurtulmuştur. 1933 yılında çıkmıştır. Bu yıllardan 1951 yılına kadar tutuklanmamıştır. Yer altında kalmayı başarmış, deşifre olmamıştır.

1947 yılında legal partinin kapatılmasından sonra faaliyete geçen illegal partinin 3 kişilik Merkez İcra Komite üyesinden birisi Zileli Halil’dir. TKP Teşkilat Sekreteri Zeki Baştımar idi. Yayın ve Propaganda işlerini Mihri Belli, İşçi Temsilciliği’ni ise Zileli Halil Yalçınkaya yürütmüştür. O devre, o kadar üst düzey bir görev üstlenmiştir. Fakat 1951 yılındaki meşhur tutuklamada bu kadrolar susturulmuştur.

Fakat adli sicil bakımından önemli derecede meydana çıkmış bir kişi değildir. Kendisini ustalıkla kamufle etmeyi becermiştir. Halil Yoldaş’ın mahkeme dosyasından da görüldüğü gibi; partinin matbaası Zileli Halil’in İstanbul’daki evinde idi. Matbaa deyince büyük bir şey anlaşılmasın. Bildirileri yayınları basmak için, ufak bir baskı makinesi idi.

Fotoğraf 5. Rasih Nuri İleri ile İstanbul’daki evinde birlikte. Rasih Nuri Beyin babası Suphi İleri, Mustafa Kemal’in 1. Meclisinde milletvekili, dedesi Nuri Paşa ise, Osmanlı’nın Girit ve Adana Valiliklerini yapmış bir paşasıdır.

Vedat Türkali (Yüzbaşı Abdülkadir) (89): Daha çok cezaevinde tanıdım kendisini. Kendisi 1951 Tutuklamasında çok büyük bir işkenceye maruz kalmıştır. O işkencelerden dolayı topallıyordu.

Bazıları bu Zileli Halil'e sempati duymuyordu. Çünkü kendisi Laz İsmail ile birlikte Diyarbakır Cezaevinde idi. Mesela Adana'da iken Reşat Fuat Baraner ile bir ara dargın olduklarını hatırlıyorum. Olayın sebebini bilmiyorum ama öyle bir olay olduğunu hatırlıyorum. Hatta bir ara Zileli Halil'i Komuna (ortak pişen yemek kazanı)'dan çıkarmaya falan kalktılar. Ben karşı çıktım buna. Çünkü bazen hapishane psikolojisi içinde böyle şeyler olabiliyor.

Cezaevinde iken, Zileli Halil cezaevinin avlusunda çay yapardı. Duvarın dibinde bulunan bir masada oturur ve çay içerdi. İnanmış, davasına sadık bir adam idi. Ama kafası dar, köylü diyebileceğim bir kişi idi.

Bizler elbette, geçmişte yer alan arkadaşlarımızı daima hayırla yâd ediyoruz. En karanlık dönemlerde, fukara halka bir şeyler vermek isteyen bu yoldaşlarımız, en ağır şartlarda görev yapmaya çalışmışlardır.

Fotoğraf 5. Vedat Türkali (Yüzbaşı Abdulkadir) ile birlikte, İstanbul Cihangir’deki evinde.

Bilal Şen (87): Ben Bulgaristan Türklerindenim. Benim Zileli Halil Yoldaşı tanımam, 1950'nin ilkbaharında oldu. Parti'nin İstanbul İl Komitesi Sekreteri Tevfik Dilmen'le Kapalı Çarşı'ya doğru yürüyorduk. Mısır Çarşısı'na geldiğimizde, Tevfik Dilmen bana Halil Yalçınkaya'yı gösterdi ve "İşte bu yoldaş sizin Merkez Komitesi ile bağınız olacak" dedi. Ondan sonra biz, Halil Yalçınkaya'yla nasıl çalışacağımızı konuştuk ve gelecek buluşmanın yerini ve saatini belirleyerek ayrıldık.

Halil Yalçınkaya, orada köşede portatif sandalyesinde oturuyor ve dolmakalem tamirciliği yapıyordu. O, hiç kendi düşüncesini söylemiyordu. Çok alçakgönüllü bir yoldaştı.

İlerlemiş yaşına, uzun zaman şehir yaşamına rağmen, köylü kimliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Halim, selim bir yoldaştı. Bende bıraktığı izlenime göre, Merkez Komitesi üyeleri arasında en iddiasız olandı. O Rusya'da savaş esiri imiş.

Hapishanede iken, "Bundan sonra parti kolay kolay toparlanamayacak" diyordu. Sonraları kader ona, ülküsü uğrunda mücadeleye devam etme olanağı vermedi. Cezaevinden çıktıktan sonra, götürüldüğü Adana’daki sürgün yerinde yaşama göz yummuştu.

Toprağı bol olsun, nur içinde yatsın, benim Zileli Halil yoldaşım.

Fotoğraf 6. Bilal Genç (sağ baştaki) ve eşi Svetlana ile birlikte, Sofya’daki evlerinde.

Nail Çakırhan (98): Ben 1930 yılında Moskova'da idim. Halil Yalçınkaya'nın da Moskova'da, KUTV'da olduğunu biliyordum ama o tarihlerde hiç karşılaşmadık. Çünkü ben KUTV'da değildim ve Moskova'da özel bir eğitim gördüm. Ama Dr. Şefik Hüsnü'yü Moskova'dan tanıyordum. Dönüşümüz de herhalde aynı sene idi ama ayrı ayrı zamanlarda döndük yurda. Biz kendisine "Zileli" derdik.

Ben 1938 yılında yurda döndüm. Döner dönmez hemen askere alındım. Askerden sonra gazeteciliğe başladım. Hüsamettin Özüdoğru isminde bir arkadaşımız vardı. Hüsamettin'in bir dükkanı vardı. Halil Yalçınkaya çok sık olmamak kaydıyla oraya gelirdi.

Dr. Sadi isminde bir arkadaşımız vardı. Halil Yalçınkaya ve Dr. Sadi aynı yerde otururlardı. Ben sürekli olarak evine giderdim. Ama parti meselelerini hiç konuşmazdık. Çünkü parti faaliyetleri öyle bir şeydir ki, belki insanlar partide aynı işleri yaparlar ama birbirlerinden haberi olmazdı.

Zileli Halil ağırbaşlı, sakin birisi idi. Onun son günleri ile ilgili bir bilgim yok ve sürekli olarak onun nasıl ve nerede öldüğü zihnimi meşgul etmiştir.

Fotoğraf 7. Nail Çakırhan ile, İstanbul Arnavutköy’deki evinde birlikte.

Cafer Şencan (76): Ben emekli öğretmenim ve aslen Küçüközlü (Esi) Köyü’ndenim.

Biz ilkokul yıllarında idik. Üzüm mevsimi idi. O zamanlar Halil Yalçınkaya da bağ bekçiliği yapıyordu. Bağlara girdik ve üzün çaldık. Halil Amca bizi yakaladı. Zaten onun bir gümelesi vardı yüksek bir yerde ve oradan bağları dürbünle gözetlerdi.

Bize “Niçin kendi bağlarımızdan değil de, başkasının bağından üzüm aldığımızı” sordu. Biz cevap veremedik. Bize eğilmemizi söyledi. Hepimiz eğildik. Gömleklerimizi yukarı doğru sıyırmamızı söyledi. Hepimiz gömlekleri sıyırdık. Her dediğini korkuyla yapıyorduk. Çünkü onun hakkında köyde “Komünist” diyorlardı. Biz bu kelimenin ne manaya geldiğini bilmiyorduk ama son derece korkunç ve kötü bir şey olduğunu tahmin ediyorduk.

Halil Amca herkesin çaldığı üzümleri elinden aldı ve sırtlarımıza koydu. Gömleklerimizi tekrar kapattı. Daha sonra üzümleri bastırarak iyice ezdi. Bize doğrulmamızı söyledi. Biz doğrulunca, bütün üzüm suları pantolonumuzdan içeri girdi ve aktı. Üstümüz, başımız battı.

Biz kendisinden dayak bekliyorduk ama o bize böyle bir ceza verdi. Çünkü o güne kadar, bağ bekçileri birini üzüm çalarken yakalarsa, döverdi. Ama bu verdiği ceza hemen köyde duyuldu. Hepimiz rezil olduk. Bir daha üzüm veya başka bir hırsızlık yapmadık. Eğer bizi dövseydi, bu kadar etkili bir ceza olmazdı.

Minadiye Asan (71): Ben Halil Yalçınkaya’nın öz teyzesinin gızıyım. Biz iki gız gardeşin çocuklarıyız. Bize köyde “Körler” veya “Hacı Memişler” deller.

Gendisi bir ara sürgün olarak köye geldi. Köyde bağ bekçiliği yapdı. Bizim köyden Gözelkâğa, Çekemağal, Yeni Üsüyünün Sadık isimli şahıslar, “Bu gominisdir” diye, Halil Dayım ile uğraşmaya başladılar. Benim gocama Hacı İrbağamın Cemal dellerdi. Gocam ona sahip çıktı.

Halil Dayım köye gelinci, garısı Fatma, gızı Şerife, oğlu Mehmet Ali ve onun garısı İhsan da köye geldiler. Bir müddet köyde galdıktan sonra, Mehmet Ali ve garısı İhsan İsdanbul’a getdi. Diğerleri, Fatma Hanım ve Şerife Hanım 9-10 ay köyde beraber kaldılar.

Zeynep Tomurcuk Erzin (50): Ben Halil Yalçınkaya’nın öz torunuyum.

TKP’nin büyük tutuklaması 1951 yılında yapılmıştır. Yanlış hatırlamıyorsam, bu tutuklamada 167 kişi tutuklanmıştır. Dedem de bu tutuklananlar arasındadır. Tutuklandığı sırada, TKP’nin 7 kişilik Merkez Komite üyesinden birisi imiş. Herhalde Sendikalardan Sorumlu Merkez Komite Üyesi imiş. Bu tutuklama sonucu, Merkez Komite Üyesi olduğu için, 7 veya 7,5 yıl ceza almış.

Bu tutuklamada Mustafa Kemal Atatürk’ün teyzesinin oğlu Reşat Fuat Baraner, Şefik Hüsnü Değmer gibi, TKP’nin en önemli üyeleri ile beraber ceza çekiyor.

Tahliye olduktan sonra, bir de sürgün cezası veriliyor. Dedem dilekçe verip, Şeker ve Kalp Hastası olduğunu söyleyip, sürgün cezasının buna uygun bir yerde infaz edilmesini istiyor. Sürgün yeri olarak Adana uygun görülüyor. Tam da Şeker ve Kalp Hastası’na uygun bir yer. Herhalde tez elden ölsün isteniyor!

Dedem, sürgün cezasını çekerken, 60 İhtilali’ne birkaç gün kala, Adana’da vefat ediyor. Dedem öldüğünde ben iki yaşında imişim. Bu yüzden dedemi hatırlamıyorum.

Sadık Özaydın (77): Halil Yalçınkaya benim annemin öz amcası olur. Halil Efendi Zile’de kalır ve arzuhalcilik yapardı. Çocukluktan beri hatırlarım kendisini. Ben 1931 doğumluyum. O zamanlar çocuktum. Beni Zile’de ne zaman görse, hemen bir bakkala götürür ve çerez, şeker gibi şeyler alırdı. Beni kucaklar öperdi. Çok akraba canlısı biri idi. Çok insaniyetli biriydi..

Mehmet Ali isminde bir oğlu ve Şerife isminde bir kızı vardı. Kızı, Yazar Hasan İzzettin Dinamo ile evliydi. Ben kendileri sık sık ziyaret ederdim. Hasan İzzettin Efendi öldükten sonra da ilgimi eksik etmedim Şerife Bacı’dan.

Halil Efendigil’in köyde çok iyi arazileri vardı. Halil Efendi arazilerini Hacıballar’a sattı ve İstanbul’a geldi. Bir ara köye geldi sürgün olarak ve köyde bağ bekçisi olarak görev yaptı. Daha sonra tekrar köyden ayrıldı ve Zile’ye gitti. Zile’de Arzuhalcilik yapardı.


 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2