Yazı Detayı
06 Şubat 2008 - Çarşamba 00:00 Bu yazı 10542 kez okundu
 
ZİLE ve TURİZM
Ayşegül Sarısoy Aran
mail@mail.com
 
 

Düşünceler ve gördüklerimizden yola çıkarak, zaman içinde geçmişe dönüp baktığımız zaman eski Zile daha güzel idi mi diyoruz? Şehirler, toplumlar, insanlar sürekli gelişerek büyümeli fakat Zile de eksik olan ne idi de gelişmeden büyüdü? Yerleşim yerlerinin de bir kimlikleri olmalı.Onları ifade eden geçmişte ne olduğunu, nereye geldiğini, sahip olduğu değerleri anlatan kimlikleri. Evleri, sokakları, ibadet yerleri, ağaçları, yolları, çeşmeleri vb  anlatmalı şehirleri. İnsanlarının özelliklerini şehrin barındırdıkları ile anlamalı insan.Şehir bir bütün olarak kucaklamalı ziyaret edeni ben
geçmişimle geleceğimle  buradayım bak bana demeli. Eski şirin Zile köhnemeye bırakılıken ne yazık ki yeni binaların oluştuğu fakat kendine has kimliğini taşımayan bir Zile mi oluşuyor? Şehir planlamcıları beni mazur görsünler, Dutlupınar Camiinin yeni halini görünce eyvah demiştim.İnsanların hoş sohbetler ettiği, yeşil yeşil gülümseyen o bahçesi yıkılmış, Zile çarşısında yer kalmamış gibi dükkanlar camiinin altına yapılmış, caminin bütün ruhu gitmiş.Buraya ya ticarete gelin ya namaz kılmaya der gibi bir hal içinde. Eski Zile mimari olarak eski olsa da günlük yaşam ve bakış açısı ile daha mı modern idi, ben mi yanılıyorum? Tarihi açıdan önemli bir yere, verimli topraklara sahip Zilemizde neler, nasıl yapılabilir? Ortak alanlarda üretim yapanları bir araya getirerek, daha kaliteli üretime yönelmelerini sağlayıp onlara pazar için aracılıklar olşturmak, şimdilerde pek önem kazanan organik tarıma dayalı ürünler yetiştirip, pazarlamak, bu organik tarımın içinde turizm yapabilmek.  Zile de bağ geleneği müthiş bir olay bunun Zile dışında adının" doğal hayatta yaşamak " olduğunu görüyoruz. sayıca az fakat kaliteli bağ evleri oluşturup, çeşitli etkinlikler düzenleyip turizmcilerle görüşerek her yıl belli sayıda turistin Zile'ye gelmesi kalması sağlanabilir.Bu bağ evlerinin olduğu yerde onlara eski usul pekmez,
kuşburnu, salça yaptırmak bile onları eğlendirir.Bir şey olacak ki insanlar gelsin.Bu yaptıkları pekmeze onların isimleri ile kutular hazırlanır hediye edilir vb.Çevre gezileri turlar düzenlenir, onlardan kiraz güzeli, elma güzeli seçilir ne kadar gülsek de böyle şeyler onların hoşuna gidiyor. Muğla da adam çamuru getirmiş döşemiş, turistler şifalı diye çamura bulanmaya geliyor, eğleniyorlar işte. Bursa ya çekime gittiğim vakit köyleri de görme fırsatım oldu. Olumsuzluklarla dolu olduğu için adını vermek istemediğim bir köye gittik önce.Evleri soluk

 


soluk, eskimi yeni mi belli değil, kimi 2. 3. katı çıkarım diye demir çubuklar çatıda yükseltmiş, köy evleri fakat bahçeleri yok betonarme köy evleri ruhsuz.Uludağ'ın bir yamacında bu köy Uludağ'dan kaynak suları süzülürken lokantada  Nestlenin işlenmiş çeşme sularından satılıyor. Köylü şikayet ediyor devlet bize bakmıyor, su getirmiyor diyor bakın siz her taraftan su süzülürken.Lokanta da lavaboya gitmek istemiyorsun temiz değil.Ne yetiştiriyorsunuz diyorum işte bi takım şeyler yetiştiriyorlar fakat kooperatif olamamışlar, saklama yerleri yokmuş şikayetler bitmiyor.Niye yapmıyorsunuz diyoruz kimseden ses yok.Buraya üniversite istiyoruz diyorlar öğrenciler gelir de evlerimizi kiralasınlar biz de geçinelim.Sokakları evleri ruhsuz, toz toprak içinde.Uludağ' da bile sıkılabiliyor insan bu ortamda. Ayrılıyoruz buradan ve Babasultan diye bir yere yolumuz düşüyor.Daha uzaktan görünce cennet gibi diye düşünmeden edemiyorum.Yemyeşil her taraf yemyeşil, renk renk meyve ağaçları, çınarları, köy kahvesi bir huzur kaplıyor içimi.İnsanların yüzü aydınlık mutlular, traktörler çalışıyor, insanlar çalışıyor.Diğer köyde herkes kahvede idi burada köy kahvesinde sadece yaşlılar var. Onların mutluluğu bize de yansıyor. Niye Babasultan demişler bu köye diye sorunca anlatmaya başlıyorlar. Orhan Gazi Bursa'yı fethederken Babasultan adında bir zat O'na yardım etmiş. Babasultan'ın ziyaret yerine götürüyorlar bizi.Orası daha da yeşil.Babasultan'ın türbesinin olduğu cami Orhan Gazi zamanında yapılmış, yanına ikinci cami Abdülhamit zamanında. Caminin bahçesinde bir çınar var ki çınarın içine çınar yıkılmasın diye sürekli toprak dolduruyorlar.Tarihiçeşmesi, çınarları, yaşlıları ile yemyeşil Babasultan ve evleri yakut gibi o yeşilliğin içinde tertemiz.Hallerinden memnun insanlar, ürünleri bol, Bizim soğuk hava depolarımız var diyorlar, kooperatiflerini kurmuşlar.Ben öyle güzel şeftalileri bir Zile de bir  de Babasultan da yedim. Adamlar Bosna'dan erik fidanı getirip  Babasultan'ın bahçesine dikmişler.Erik ikram ettiler yok teşekkür ederim deyince fakat bu Bosna eriği diyorlar, hikayelerini anlatıyorlar ve ben donup kalıyorum.Köklerinekimliklerine böylesine sahip çıkan insanları görünce hayran oluyorum. Hayran oluyorsun oraya, satılık ev var mı dedim, orda olmak istiyorsun geçmiş ve gelecek orda.Biz dışardan gelene ev satmıyoruz diyorlar. Sosyologlar için müthiş bir çalışma alanı bence Babasultan.Tarih kokan, arı kovanı gibi üretken. Diğer köyde Uludağ da bu köyde fakat ikisi de kıyas götürmeyecek bir kulvarda. Bursa Ulucamii gibi uhrevi Babasultan.Yerli yabancı bir dolu ziyaretçisi var. Şehir tarih kokmalı yemyeşil olmalı. Dilerim ki ben, Zilemiz de tarih koksun ve yemyeşil olsun. Ahmet Kağızman Beyefendinin yazısını okurken duygulanıyor insan çeşmenin olduğu yeri tarif ediyor daha kimbilir kimler Zile de kaybolan izleri özlüyor, kimler kaybolmasın diye çalışıyor. Saygılarımla - Ayşegül Aran

 
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2