Yazı Detayı
15 Ağustos 2020 - Cumartesi 12:21 Bu yazı 119 kez okundu
 
ARKADAŞLIK- DOSTLUK (!)
Mehmet Ali Erdin
zileninsitesi
 
 

ARKADAŞLIK- DOSTLUK (!)

 

-Mehmet Ali Erdin-

Ankara, 14.8.2020 Cuma

İki arkadaş-Dost..

Denebilirse dost.. Nasıl bir şeydir?

Zamana mekâna, mekânda idrak edilen zamana göre göreceli- değişken bir olgudur.

Aynı fikri, aynı duyguyu aynı perspektif içinde görmenin mutluluğunun adı mı dostluktur?.. Birisinden gördüğümüz maddî desteği, karşılıklı iş-güç dayanışmasını sağlayabildiğimiz durumun açıklaması mı dostluktur?.. Veya ‘rabbena hep bana’ diyene hiç karşılık beklemeden hemen her zaman sağladığımız olanaklar, verici taraflarımızın sağladığı yararlar, çıkar ilişkisinin sağladığı sıcaklık mıdır dostluk? Yoksa Mevlânâ Rûmî Hazretlerinin buyurduğu gibi: “Yağmur ne yapıyorsa susuz bostana/ Sen de onu yapıyorsun sevdiğim bana..” durumu mudur dostluk..

Hadi bunların sayfalarını çevirdik önümüzdeki sayfaya bakalım: Hiçbir çıkar, dayanışma ilişkisine bakılmaksızın (ya da bu ilişlerle ilişkisiz olarak:) yetenekleri ve becerileriyle, topluma, toplum bireylerine yakınlık, uzaklık, ilgililik-ilgisizlik hesabı yapmadan verdiği hizmetlerden, bıraktığı kalıcı izlerinden, her zaman bahsedilecek kişilik kalitesini sergilediğinden dolayı kazandığı sevgili saygının ifadesi midir dostluk?..

Özcesi; hiçbir verisine, getirisine- götürüsüne bakmadan her yüze gülene (güler yüz gördük diye) yakıştırdığımız unvan mıdır dostluk?..

Bütün bunları da aklımızın art alanında bırakabilirsek- bırakıp: büyük düşünür Montaigne’nin “Hey dostlar dünyada dost yoktur!” tezine mi teslim olmalıyız?

**

Dostluk kavramının çok kutsal olduğunu bilirim.. Evliyalara. enbiyalara yakıştırılan “Onlar Allah dostudur..” tanımı ne güzeldir.. İşte buradan çıkak alıp dostluk sözcüğünün kavram boyutunda yakıştırılanlarına bakınca imrenmemek, bu kavramı varlığının benliğinde hmek için duyumsamamak mümkün değil.. Mümkün değil ama, bulmak, ulaşmak da çok zor.. Günümüzde böyle oldu gibi..

**

Çoğun kişi gibi ben de dostluğun eskiden var olduğunu düşünüyorum çoğu kez.. Babam Hasan Basri Bey “İhtiyacınız olduğunda gece yarısı uykusundan uyartamayacağınız kişileri dost diye defterinize yazmayınız..” derdi.. Doğru.. Çok doğru da.. Elbette olur olmaz, Ayşe-Fatma, Ali-Ahmet muhabbeti için depresif’imsi anları rahatlatmak için de telefon açılmaz, dost diye aklınıza gelen herkes de aranmaz..

Kuralımdır.. Bir zamanlar çok sevdiğim adaşlarımdan birisi [(o’nun da adı ‘Mehmet’ şimdi İstanbul’da, görüşmek istemediklerim arasında olsa da eskiden (eski günlerimizden) kalma duâmdır ki ‘çok yaşasın!..] belki 40 yıl önce bir şey söylemişti ve bu söz sonsuza dek kuralım olmak üzere belleğime yerleşti.. Mehmet demişti ki: “Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyim, ders çalışıyorum. Gece saat 21’i biraz geçmişti ki telefon çaldı, açtım, memleketten bir komşu ‘Baban öldü’ acele gel.. *Ne diyeceğimi şaşırdım, ders çalışmayı bıraktım, İstanbul’dan 800 Km uzaktaki memleketim Zile’ye nasıl gitmem gerektiğini düşünmeye çalıştım.. Bu yüzden bende fobi gibi iz bıraktı; o gün- bu gün saat 21’den sonra hiç kimseye telefon açmıyorum, bana da açılmasını istemiyorum. Saat 21’den sonra zil sesi duysam babamın ölümünü haber almış gibi irkiliyorum..” Demişti.. Ben de o kapış bu kapış hesabı; saat 21’den sonra hiç kimseye telefon açmıyorum, açılmasını da beklemiyorum.. Beklemiyorum ama canımı acıtmayacak, çok zamanımı almayacak, gece okumalarıma- yazmalarıma engel olmayacak kısalıkta telefon açanlarım her şeye rağmen (ki; en çok bir ya da iki kişi) için tolerans sahibiyim.

Babamın sözüne dönecek olursam, ne zaman, ne için telefon açılması gerektiğine, kimleri ne zaman ancak arayabileceğime karar verebilecek seviyede olduğuma dikkat çekmek istedim.

**

Eskiden dostluk vardı, anlamında vardı, işleyişinde vardı.. Hani, Marie Geoffrin’in bir lafı vardı: “Dostluk, yolu üzerinde ot bitmesine müsaade etmez..” demiş..

[Birbirine dost diyen iki kişinin arasındaki yolu sık yürümezseniz, otlar- dikenler biter yürüyemezsiniz..]

La Cordaire de “Ayrılık, hakiki dostlar için bir mihenk taşıdır.” demekle arayı fazla uzatmayın, birbirinizi arayıp sorun (e-mail, kısa mesaj, sadece mektup, selam göndermekle değil) yüz yüze gelin öğüdünü eyliyor..

Diğer taraftan Anadolu insanının gerekli gereksiz hoşgörü gösterme lüksünün ifadesi “Dostun kusuruna bakılmaz.” Ya da aynı şeydir ki: “Dost dostun kusuruna bakmaz..” Sözünü de Joubert’e mal edenler de var.. İyi de dost dediğin dostuna kusur eylemez.. Buna karşın hiç takılmasınlar; kusur eyledi ise hem dostluk sürecime hem de işlediği kusura bakarım.. Kırk yıllık dostumu beni kıracağını düşünemeyecek kadar benden uzak durduğu için kırk yıllık elli yıllık olduğuna, yaşına-rütbesine bakmadan hayatımdan şutlarım. Bir daha da barışmam çünkü bir kırk yıl daha onu taşıyacak kadar sığ aklım yok.. Aklım, eski aklım değil.. [İnşâ’Allah birisi şimdi “Hay Allah, aklınla bin yaşa Mehmet Ali emi..” demiştir.]

**

1964 yılında Tokat Öğretmem Okulu’nda Ahmet Uysal arkadaşım hâtıra defterime “Arkadaşlık, kardeşlikten de üstündür/ Çözülmez bağları bir bütündür..” yazmıştı.. Bu sözün doğruluğunu bu yaşıma kadar ispatlayanlarım var.. Buna da şükrediyorum.. Hepsine selam olsun!..

[Bu yazdıklarımı okuyanlara da!..]

**Kalın sağlıcakla ama dostlukla!..

 
Etiketler: ARKADAŞLIK-, DOSTLUK, (!),
Yorumlar
Haber Yazılımı