Haber Detayı
02 Ağustos 2015 - Pazar 16:34 Bu haber 4395 kez okundu
 
Zile'den 6 Ay diye Gitti. 26 yıldır Osmanlı Arşivinde
Osmanlı Arşivlerinin Dua Güyan’ı Ahmet Nezih Ataolur
ZİLE HABERLERİ Haberi
Zile'den 6 Ay diye Gitti. 26 yıldır Osmanlı Arşivinde

86 yaşındaki Ahmet Nezir Ataolur, imamlıktan emekli olduktan sonra başladığı Başbakanlık Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı’nda 26. çalışma yılını dolduruyor. Arapça, Farsça ve Osmanlıca’yı iyi bilen ve aynı zamanda hafız olan Ataolur, her sabah işe başlamadan önce 2 cüz Kur’an okuyup Osmanlı arşivlerinde çalışanların ruhlarına ve geçmişlerine bağışlıyor.

Bir çoğumuz genç yaşımızda oturduğumuz yerden kalkamazken, yaşam enerjisi ve yaşam felsefesiyle cümle aleme ders veren biri var; Ahmet Nezir Ataolur. Yani Osmanlı Arşivleri'nin Ahmet amcası. Yasaklara rağmen çocukluğunda hafızlıkla başlayan İman- Kur'an yolculuğunu adeta yaşayan bir Kur'an gibi sürdürüyor. Her olayı anlatmaya başlarken bir ayet ya da hadisle taçlandıran, Ahmet Nezir Atalour, “Ben her işi bitirdim diyenin zevali yaklaşmıştır. Emekli olmak diye bir şey yok” diyor. Osmanlı Arşivinin kataloglanması çalışmasında görev alan Ataolur, berrak hafızasıyla bütün isim ve tarihleri hatırlıyor. İş arkadaşları, 'Ahmet Amca'larını hem çok seviyor hem de çok hürmet gösteriyorlar. Onun için “O bizim dua güyanımız” (Osmanlı'da bazı kurumlarda tek işi dua etmek olan çalışanlara verilen isim) diyorlar. Çünkü Ahmet Amca her sabah işe başlamadan önce 2 cüz Kur'an okuyup Osmanlı Arşivlerinde çalışanların ve geçmişlerinin ruhlarına bağışlıyor. Herkes için dilinden duayı düşürmüyor. Ataolur ile maceralı hayat hikayesini konuştuk.

3 GÜNDE HATİM YAPIYOR

Ataolur ilk derslerini “Efendi baba” dediği, medrese eğitimli bir hafız olan babasından alır. “Onun yanında otururken başım hiç açık olmaz, ellerim dizlerimde, gözüm onun gözlerinde, dikkatle bakardım. Bu terbiye ile yetiştim” diyen Ataolur'un Kur'an'la haşır neşirliği, doğduğu Tokat Zile'nin Ulu Cami'sinde 5- 6 sayfa Kur'an-ı ezbere okuyan bir hafızı görüp özenmesiyle başlar. Ataolur, “Babama 'Nasıl ezberlemiş. 5 sayfa ezbere Kur'an okudu. Hayret ettim' dedim. Babam 'Hafız zaten Kur'an-ı ezberleyen kişilere denir' dedi. Gittim Kur'an-ı elime aldım. Bu nasıl ezberlenir ki diye sordum kendi kendime. Babama 'Ben heves ediyorum ezberleyebilir miyim' dememle hafızlık eğitim başladı” diyor. Babası onu âmâ hafız Sabri Bayır'a yollar. Hocası, “Oğlum seni öyle bir hafız çıkaracağım ki camide günde 10 cüz okuyup 3 günde Kur'an'ı Kerim'i hatmedeceksin” der. Ancak zaman da Kur'an eğitiminin yasaklı, ezanın Türkçe, Zile'deki camilerin buğday deposu ve askeri karargaha çevrildiği yıllardır. Gizli gizli başlayan hafızlık eğitimi, gizli gizli devam eder. Öyle bir zamandır ki Ataolur, Kur'an-ı Kerim'i alıp karşı komşuya götüremez. Kur'an okumak “tehlikeli”dir. Ama bir yandan Kur'an okuyanları halk el üstünde tutar.

MANEVİ TORPİLLİ

Yıl 1950 olduğunda ders aldığı Amasya Müftüsü Kars'a gitmesini salık verir ve tanıdığı Kars Müftüsüne bir tavsiye mektubu yazar. Babasının bir arkadaşı da esnaftan Sadık Ece'nin adını verir. Ataolur düşer Kars yollarına. "Gece oluyor, gündüz oluyor, gece oluyor, gündüz oluyor, hala yoldayım” diye anlattığı bir yolculuktan sonra Kars'a vardığında bir sürpriz beklemektedir onu. Kars müftüsü yıllık izindedir, Sadık Ece de mal almak için İstanbul'da. Elinde bavuluyla, hiç bilmediği bir yerde kalakalan Ataolur'un aklına “Herhangi bir konuda zor durumda kalırsanız büyük zatların kabrine gidip dua edin” nasihati gelir. Evliyadan kimse var mı sorar, hemen caminin önündeki mezara giderek bir Yasin-i şerif okur ve bağışlar. Ardından “Allah'ım bu velinin yüzü suyu hürmetine yardım et” diye dua eder. Daha duası bitmeden, Ataolur'un deyimiyle, 'manevi torpil' işler ve müftülüğün katiplerinden biri koşarak gelir. “Hafız, Arpaçay'dan bir hafız istiyorlar. Seni göndereceğiz” der. Bir kamyona bindirdikleri Ataolur böylece göreve başlar.

GENERALLERE NAMAZ KILDIRDI

Bir yıl sonra bir öğretmen Sivas'a gittiğini, orada hafızlara ihtiyaç olduğunu söyler. Ataolur bavulunu toplar, "Tevekkeltü alallah" diyerek trene binip gider. Bir camiye girip cemaate Kur'an okur. Cami çıkışı 'hafız' diyerek biri yapışır eline. “Ben buranın Kur'an Kursu hocasıyım. Beni Kütahya'dan istediler. Oraya gideceğim. Size bazı evler göstereyim. Günü gelince oralara gidip mukabele okuyun” der. Göstediği evler emekli kaymakam belediye encümen üyesi Hamdi Kiper, Albay askeri doktor Şevket Bora'nın evleridir. O günler gelince gidip, albay, yarbay eşlerine mukabele okur. Bir akşam Şevket Bora “Generalleri davet ettim, Kadir gecesinde buraya gelecekler. İftara siz de buyrun hep beraber yapalım” der. O akşam Tümgeneral ve diğer görevliler askeri kıyafetleriyle gelir. İftar sonrası "Buranın amiri sizsiniz" diyerek namaz kıldırmasını isterler. Ataolur imam olup teravihi kıldırır. Teravih bitince General Ataolur'a “Hocam biz de Arapça biliriz. Molla camiye kadar ders aldık” der.

6 AY DİYE GELDİ 26 YIL OLDU

Askerlikten sonra memleketine dönen Ataolur çevresinin ısrarları üzerine istemediği halde imamlık yapmaya başlar çünkü kendisinden başka hatimle namaz kıldırabilecek kimse yoktur. Vazifeye başlar. Hatimle namaz kıldırır, mukabele okur, 25 sene vazife yapar. Emekli olduktan sonra bir gün Zile kütüphane müdürü, “İlanı gördün mü” diyerek Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne sınavla Arapça, Farsça, Osmanlıca bilen eleman alınacağı ilanını gösterir. Emekli memurlar da alınmaktadır. Kardeşi üzülüp, “Abi İstanbul'a mı gideceksin” diye sorunca “Gideyim İstanbul'u da bir göreyim. Artık bir ay mı olur altı ay mı olur kalır gelirim” diye yola çıkan Ataolur'un 26. Senesi. Zira mülakatta okuması için verilecek belgeyi karşıdan görünce “Mührün üstünde Musul vilayeti yazıyor” deyip mülakat heyetini hayrete düşürecek kadar Osmanlıcaya vakıf. Zaten kendi notlarını da Osmanlıca tutuyor.

21 sene sonra ilk hafız oldu

Ahmet Nezir Ataolur hafızlığı 1946 yılında bitirir. Hafızlığını ilan etmek için hocası Ulu Cami'de Kur'an okumasını ister. Diyanet İşleri Başkanlığı'na resmi bir yazı ile talepte bulunur. Camide Kur'an okumak için izin istenmektedir. Bu izin tam 6 ay sonra gelir. O güne kadar hocasına her gün 5 cüz okuyan Ataolur hazırdır artık. Sabah namazından bir saat önce camiye doğru yola çıkarlar. Ataolur oturur, gözlerini kapatıp besmelesini çeker ve baştan okumaya başlar. Gerisini Ataolur'dan dinleyelim: “Başladım okuyorum. Tam o esnada bir gürültü bir patırtı. Neyin nesi bu acaba diyerek gözümü açtım. Bir baktım ki teğmen, yüzbaşı, subaylar karşımda. Ellerinde mendil, gözyaşı döküyorlar. Meğer benim hafız çıktığımı duymuşlar. Koşarak camiye gelmişler. 21 senedir hiç hafız çıkmıyormuş, hafızlık kapısı kapanmış. 21 sene sonra kapıyı ben açmışım. Gözyaşlarının sebebi oymuş” Ataolur hocalarının elini öperek dualarını alır. Bundan sonra hafızlığıyla halktan her zaman teveccüh görecektir.

ZANAATİ SAATÇİLİK

Babasının bel kayması yaşamasıyla 2 yıl yatağa mahkum olması Ataolur'un babasının yerine camide en genç imam olarak görev yapmasına neden olur. Bu arada Zile müftüsü Arif Kılıç'tan gizli gizli Arapça dersleri alır. 2 yıl sonunda Müftü Kılıç, “Evlat, teşkilat öğrenmiş ders verdiğimi. Hepimizi hapse atarlar.Artık ders veremem” der. Ataolur çok üzülür ama Amasya'da saatçilik yapan amcazadesi imdada yetişir. Ataolur'u yanına alıp hem saatçiliği öğretir hem de valinin izniyle ders veren Amasya müftüsünden ders aldırır. Arapça ve saatçilik zanaatini öğrenen Ataolur bundan sonra Saatçi Hafız diye de anılır çevrede. Feraiz ilmi ve Kaside-i Bürde derslerini ve icazetini de bu öğretmeninden alır. Tarihi saatlerin tamiri üzerine uzmanlaşır. Saatçilik mesleği askerde de çok işine yarayacaktır. Askerlerin, komutanların saatlerini toplayıp tamire götüren Ataolur geç saatlerde kışlaya gelse de sorun olmaz. Kapıda Ataolur'un parolasi "Saat"tir.

Böbreğimi aldılar sevindim!

"Allah'ın peygamberlere, evliyaya sevdiği için bir musibet verdiğini düşünerek dua ederdim, 'Bana niye musibet gelmiyor Cenabı Allah beni sevmiyor mu' diye üzülüyordum. Sonra basit bir karın ağrısı başladı. Doktora gittim. Böbreğimin biri iflas etmiş. Acil ameliyat olmam gerekiyormuş. Allah bir hastalık verdi diye öyle sevindim ki! Eve geldim anlatıyorum. Evdekiler iki gözü iki çeşme ağlıyor. Bir böbreğimi aldılar. Ben çok mutlu oldum. Başına bir musibet gelecek müminin. Sonradan Cenab-ı Allah'tan iyi şeyler istemek gerektiğini anladım bu duayı bıraktım."

Şule Yüksel'i Zile'ye getirdi

"Şule Yüksel Şenler'in konferans verdiğini duydum. Mektup yazdım 2 tane. 'Sizi Zile'ye davet ediyorum' dedim. Cevap gelmedi. Bir sene sonra bir mektup geldi bana. 'Şule Yüksel Şenler Kayseri'de konferans verecektir. Şule Hanım'ı almak üzere acele Kayseri'ye gelin' diye. Mektuplarım üzerine Zile'ye gelecekmiş. Kayseriye gitmek bir mesele o zaman. Araba kullanan birini bulduk, birinin de cipini ödünç aldık. Gittik. 'Şule Hanım gelemez' dediler. Çok üzüldüm. Biz ilan etmiştik gelecek diye. Meğer annesi kriz geçirmiş. Hastaneye kaldırmışlar, o da başucunda gözyaşı döküyor. Ayılır ayılmaz 'Kızım konferans verdin mi' diye sormuş. Şule Hanım 'Annecim seni kaybediyorduk ne konferansı' deyince annesi de 'Konferans vermezsen sütümü helal etmem' demiş. Böylece Şule Hanım hem Kayseri'de hem de gelip Zile'de konferans verdi. Kardeşi Üzeyir beye 'Çok lüks bi arabamız yok. Kusura bakmayın' dedim. 'Kağnıyla bile olsa gideriz. Biz bu davanın adamıyız' dedi.v

Kayıplar ondan sorulur

"1951-52 senesinde Balıkesir'e askere gittim. Orada bir arkadaş geldi dedi ki 'Hocam bizim halimize niye acımıyorsun. Subayın silahı çalındı. Siz çaldınız diye bir haftadır 10 kişiyi sıra dayağına çekiyor. Bundan kurtulmanın çaresi yok mu. Bizi kurtar' dedi. ' Askerlikte yasaktır böyle şeyler olmaz. Subayın haberi olması lazım' dedim. Hemen gidip subaya söylemiş. O da 'Böyle bir marifeti varsa hiç durmasın. Beni silahı çaldırdı diye divanı harbe verecekler' demiş. 'Olmaz' dedim, 'Yüzbaşıyla, binbaşının da haberi olsun.' Onlara da haber vermişler. Karargahı tahliye ettirdim. 12 bin kere Ali İmran suresinden "Rabbenâinnekecâmiunnâsili yevmin lâ raybefîh(fîhî), innallâhe lâ yuhlifulmîâd" ayetini okudum. 3. gün silahı getirip masanın üzerine koymuşlar. Aradan 2 ay geçti, yüzbaşı geldi. 'Hocam başımızdan geçenden haberin var mı? Kantinden 150 lira çalmışlar. Bulamıyoruz. Ben ödemek zorunda kalacağım. Bize de oku' dedi. Onlara da okudum. 135 lira getirip masaya bırakmışlar."

Kaynak: (Yeni Şafak) - Yeni Şafak Gazetesi Editör: Emeti Saruhan
Etiketler: Osmanlı, Arşivlerinin, Dua, Güyan’ı, Ahmet, Nezih, Ataolur
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-5724924-2